Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa
Köy Düğünü Yazdır E-posta
 

Okunma Sayısı : 1182


 Yumurtanın sarısı

Yere düştü yarısı

On beşime girmeden

Oldum subay karısı

 

Yumurtalar çok tazedir

Masallar bir efsanedir

Benim sevdiğim yiğit

Bu köylerde bir tanedir

 

Babası ölmüş yetimdir

Osman dayısı velisidir

Gülperi kadın annesidir

Artık bu ev benim evimdir

 

Çelebiler Mehmet İhsan

Dayıları gilissira’dan (Gökyurt)

Biri seyit birisi Osman

Bu düğün mevlit öğretmenindir

 

 

Yukarıdaki iki dörtlüğü hem okuyor hem oynuyor ve hem de böyle diyordu, gelin olarak alacağımız kız. Mevlit ağabeyim ilk defa onunla nişanlamıştı. Halam merhumun komşusunun kızıydı Lefika. Çok da hamarat bir kızdı. Ben de onu bir abla gibi seviyor onun eteğine sıkı sıkı sarılıyordum. Çünkü öğretmen Mevlit ağabeyime ( Gül peri halamın oğluna) gelin olarak gelecekti Lefika ablam.(merhum oldu) Sonra abim bu kızı istemedi, onun “oldum subay karısı” türküleri de boşa gitti, caydık.

Bizim yörelerimizde öyle lüzumsuz yere nişan atmak çok ayıptır, mutlaka gerçek bir nedeni olmalı nişan bozmanın. Rahmetli dayısı Osman’ı Gilissira’dan çağırıp nişanın bozulduğunu kız tarafına anlatmasını istedi halam. Çünkü oğlumuzun askerliği vardı daha ve maddi durumları da henüz elverişli değildi. Bu durumu kızın babası normal karşılamasına rağmen kızın annesi bir türlü hazmedemedi. Ve babamın peşi sıra halamgile gelip halamın oğluna şu manalı dörtlüğü söylediğini babam anlatmıştı:

Derelerin söğüdü

Sen almışsın öğüdü

Subay Mevlit dedik ya

Senin burnun büyüdü

diyerek sitemini dile getirmişti.Ve halamın oğlu Mevlit abim bugünkü gelinimiz ablam Hanife ile 1952’de evlendi.

1929 doğumlu Mevlit abim Türk Milli Eğitimi’ne tamı tamına 36 yıl bir ay öğretmen olarak emek vermiş. Görev yaptığı köylerin dışında Konya şehir merkezinde 15 yıl okul müdürlüğü görevinde bulunarak Necati Bey İlkokulu’ndan (şimdi yıkıldı) emekli olmuş. İki oğlan iki kız babası olan Mevlit Yaşa mütevazı hayatını camiden eve evden camiye gidip gelerek sıhhatli bir şekilde sürdürüyor şimdi. Büyük oğlu Behçet, baba mesleği olan öğretmeliği seçmiş halen o da bu görevine halen devam ediyor.
Sanırım 1950’li yıllardı. Hafızamda kalan bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Size belki biraz şahsi gelebilir ama benim için çok özel bir durum. Yaşım henüz beştir. Bende bir sevinç bir telaş var ki sormayın. Nedeni halamın oğlu Mevlit Yaşa öğretmen olmuş. O yıllarda evde veya yakın çevrede eğitimci bir evladın bulunması büyük bir gurur kaynağıdır. Abim Meram’a bağlı Hasanşeyh köyüne öğretmen olarak tayin olmuş. Ara tatillerinde köyüne annesini görmek için geliyor ama vasıta yok. Doğru dürüst yol yok, bel yok. Elinde bir tahta bavul. Önce İnlice kasabası sonra Kayalı (Tulassa) köyü ve oradan Gökyurt’a (Gilissira) gelir. Babam rahmetliye “Dayı ben geldim” der. Dayı yeğen hemen sarmaş dolaş olurlar. Ne kadar sevgi ve saygı vardı o zaman. Şimdi bunların hiç birini göremiyorum. Biraz sohbetten sonra öğretmen başlıyor söze “Dayı fazla geç olmadan İsmail beni bir merkeple Gilissira Kayabaşı’na kadar iletiversin. Bavulum ağır” diyor. Burası iki köyün arasındaki yüksek bir yerdi hem de köye huduttu.

Babam “Tabi hemen yeğenim gidin, İsmail de geç kalmasın çünkü Kurnas deresinden korkar” diyor. Kurnas çok karanlık ve korkulu bir vadiydi. Hemen merkebe tahta bavulu sarıp yola çıkıyoruz. Daha beş yaşındayım en az iki saatte gidilecek yola gidiyorum eşeğe binerek, ama cesurum. Bir de öğretmen sevgisi var içimde. Onu dediği yere kadar iletiyorum o da ben o Kurnas denen yeri geçinceye kadar bana ‘İsmail korkma ben buradayım’ diye seslenerek beni uğurluyor.

Hüseyin dedem merhum halamı Botsaya gelin etmiş. Merhum halamın beyi değirmenci Kâmil efendi ölmüş halam da üç tane yetim oğluyla (Mevlit Mehmet ve İhsan) dul kalmış. Ama işini bilen becerikli bir kadın. Çok zor durumda kalırsa bizim köye gelir ya da gelen gidenle kardeşlerine haber salar. Büyük kardeşi olan Seyit amcam halamın sorunları ile pek ilgilenmezdi ama rahmetli babam, halamın bir dediğini iki etmez Konyalı ağzıyla onun yoluna kurban olur kellesini verir.

Mevlit abim İvriz Öğretmen Okulu’na 1944 yılında yazılmış, 1949’da mezun olmuş. Mehmet abim rahmetli, köyün çift çubuk rençperlik işlerini yürütür, İhsan abim de merhum çok havai büyümüştü. Babasının vefatı ile iki ağabeyinin arasında biraz hovardaca büyümüş, vurduğu vurduk kırdığı kırdık öyle bir hali var ki halam bazı yaramazlıklarını engelleyemezdi. Hemen babama haber salar “Osman bir gel kardeşim İhsan benim sözümü tutmuyor” der babam da koşarak Botsa’ya giderdi. Arası yayan 5-6 saat var yoktu. Köye gider İhsan ağabeyimi döver bazı telkinlerde bulunur, o da katiyen saygıda kusur etmez “Tamam dayı bir daha yapmayacağım” der, babam bir iki gün orada kaldıktan sonra köyümüze dönerdi. Büyük dayıları merhum Seyit amcam, pek bunların işi ile ilgilenmez onlar da onu fazla saymazlardı. Babam rahmetlinin ise bir dediğini iki etmezlerdi.

Yıllar geçip giderken Mevlit ağabeyimin evlenme çağı geldi. Köyde birinin kızına dünür gidilecek, halam merhum babamı acele çağırıyor “Gel kardaşım falanların kızını Mevlit’e isteyeceğiz” Bunun üzerine babam da hemen gidiyor. O yıllarda böyle Öğretmen Okulu mezunlarına lise mezunlarına yedek subay olarak askerlik yaptırıyorlardı. Onun için okumuş adamlar çok değerliydi.

Mevlit ağabeyime eliyle kızını verecek çok aile vardı ama bunların içinden köyün güzel ve hamarat kızlarını seçmek lazımdı. Biraz da asaletli olması gerekti ailenin. Bunların köklerini halam ve babam biliyor ama yine de ağabeyimin fikrini almak istiyorlardı. Ve onun istediğine dünür gidilecekti. Ne de olsa okumuş adamdı. Halam komşusunun kızı Lefika’yı münasip görüyor ve ağabeyimin fikrini sormadan kızı babasından istiyor. Kızı veriyorlar ama ağabeyimin gözü başkasında oluyor. Babama durumu açıyor ve onun dediği oluyor. Nihayet Ali Çavuş’un kızı üzerinde aile mutabık kalıyor ve kız isteniyor. Onlar da münasip görüyor kız bitiriliyor. Bu bitirme ifadesi bizim köylerde kızın verilmiş olduğu anlamına gelir.

Babam birkaç gün sonra köye geliyor annem rahmetliye “Hanım falanların kızını Mevlide bitirdik diyor ve bizim evde de ayrı bir sevinç yaşanıyor.

Zaman çok çabuk geçiyor ve bir güz ayında, Kasım ayının ortalarında düğüne başlanacak. Babam rahmetli yine Botsa’ya (Güneydere) gitti. Oradan Konya’ya elbise ve altın alınmaya gidildi. İşler de bitirildi. Babam evimize gelip anneme “Hanım hazırlan, sen gidip abama (ablama) yardım edeceksin. Düğün hazırlığı yapacaksınız. Biz düğünden iki gün evvel geliriz. Mal melalı komşuya iki günlüğüne emanet ederiz” diyor. Beni ve annemi götürüp Botsa’ya halamgile bırakıyor. Ben havalardayım, abeyimin düğünü olacak diye. Nihayet düğün başladı, babam eniştesi vefat ettiği için yeğeninin düğününde hiçbir şeyin eksik olmamasını istiyordu. Bu yüzden Konya’dan o zaman çalgıcılar denilen bir saz grubu getirtti ve Pazar günü yapılacak düğünü Cuma akşyasakından çalgı ve çengi ile başlattı. Düğün halamın evinin üstünde tam evin giriş kapısına bakan yerde büyük kaya kütlesine eski devirlerde oyulmuş büyük bir mağara vardı orada yapılacaktı. Düğün başladı, çalgılar çalıyor gençler oynuyor ortalık coşuyordu. Ben yaşım çok ufak olmasına rağmen tüm olup bitenleri düğün evinin çocuğu olmam hasebiyle takip ediyordum. Başka çocuklar pek düğün evine hele samah gecesine sokulmazlardı.

O Cumartesi gecesi eğlence sabaha kadar devam etti. Pazar sabahı pilavlar yenildi. Ve delikanlılar çeşitli oyunlar çıkararak bütün marifetlerini köylüye ve misafirlere gösterdiler. Bunlar berber oyunu, deve oyunu ve en ilginç olanı da şeytan oyunu idi. Bir genç adama acayip elbiseler giydirmişler, başına sivri bir teneke külah yapmışlar, sırtına bir yastık bağlamışlar onun üstüne uzun ip ile bir süpürge bağlamışlar, göbeğine bir kese içinde kül doldurmuşlardı. Adamın arkasındaki süpürgeyi gaz yağı döküp ateşlemişler üzerimize geliyor. Elindeki keseden yüzümüze külü atıyor arkasındaki süpürge alev alev yanıyordu. Bugün o şekilde oyunlar yapsalar sanırım cinayet çıkar. Zaman ne kadar da hoşgörü zamanıymış. Sonra bir köy çeşmesinin su dolu kurnasına yatan şeytan kalkmıyor, babamı çağırıyorlar “Dayı gel şeytanı kaldır” diye. Babam oraya giderek kurnada yatan şeytana bahşiş verip kaldırıyor. Ne güzel günlerdi Allah’ım… Hafızamda canlandırdığım o günler…

Ve öğle namazından sonra atlar eyerlendi. Diğer çeyiz sarılacak atlar da hazırlandı. Köyün içinde atlılar gösteri için iki tur attıktan sonra gelin almaya gidildi. Ben de babamla birlikte gittim.Tabi ufaktım. Beni gelin hanımın atının terkisine yani gelinin ardına ata bindirdiler. O gelişim ayrı bir havadaydı. Gelin geldi, attan indirildi. Halam adet olduğu üzere gelin hanımın atının önünde bir su dolu toprak testiyi yere atıp kırdı ve gelininin eline bir kaşık tereyağı verip giriş kapısının üstüne sürmesini istedi. Gelin ablam denileni yaptı. (Testi kırmak elin kötü gözünü ve nazarı kırması içindi. Yağ sürmek ise gelin ve kaynana birbirine kırıcı söz söylemesin yani dilleri yağ gibi yumuşak olsun manasınaydı. Bizim yörelerde bu adettendi.

Düğün ahalisi dağılmadan babam sazcılara “haydi bir düğün okşaması yapın da, bahşişinizi alın” dedi. Onlarda başladılar:

 

Angara’nın taşına bak

Gözlerimin yaşına bak

Biz Yonan’ı (Yunan’ı) yesir (esir) aldık

Şu feleğin işine bak

 

Angara’da tren yolu

Aldı düşman sağı solu

Şehit verdik gazi olduk

Bizim yurttur Anadolu


diyerek işin güzelliğini yansıttılar ve gelecek nesillere bu vatanın ne zorluklarla nice canlar vererek, açlık susuzluk çekerek, çarık ve çomaklarla kazanıldığı ifade ettiler. Bu okşama ne güzel haber veriyordu geçmişten sanki. Çalgılar sustu, babam rahmetli bahşişlerini verdi. Onlar gitti, babam ve halam rahmetliler, birbirlerine sarılıp bir hayli sevinç gözyaşı döktüler. Evimizde kimse olmadığı için akşyasakın geç bir vaktinde köyümüze geldik.

O gelinle damat o gün muradlarına erdi, Allah uzun ömür versin hala sağlar.. İkisinin de ellerinden öperim.

Not: Yukarıda yazdığım manilerin ilk dörtlüğü adı geçen gelin adayına diğerleri bana aittir.


   
Beğendim... (184)

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Mathguard güvenlik sorusu:
OIJ          A       
  6    A    GC    7FT
4H9   UNF    U       
  9    5     2    CK4
WWL         HQ8      
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2020 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki
Advertisement