Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa
Asiye ye kader sonradan gülmüş Yazdır E-posta
 

Okunma Sayısı : 4514


 

Varlıklı bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmişti Asiye. 1918’li yıllarda aile, evin büyüğü sayılan İbram amca ile iki kardeş eşleri ve çocukları geleneklere uygun olarak saygı sevgi hoşgörü çerçevesinde ayni çatı altında ayni evi paylaşıyorlardı. Evde Osmanlı geleneği olarak iki kardeşten büyüğü askere alınmamış, küçüğü Hüseyin asker olmuş. Çanakkale’ye gitmiş, yıllar boyu süren savaşlar sonunda birçok cephede savaşan ve bu savaşlarda yenik düşen Osmanlı imparatorluğunun orduları müttefik devletlerinin kararı ile lağvedilmiş, silahtan arındırılmış, ülke yer yer işgal edilmiş, 1917’de askerden gelen Hüseyin Efendi burada aldığı şarapnel yaraları ile pek yıkılmamıştı. Ama Osmanlı’nın yıkılışı onun verem hastalığına tutulmasına sebep olmuş. Ve 1917 sonunda Hakk’ın rahmetine kavuşmuş.

Bu arada 1918’de babasız dünyaya gelen Asiye daha hiçbir şeye aklı ermezken annesine, yine evde dul kalan kardeş eşine ve onun yetim çocuklarını sahiplenmeyi, himaye etmeyi uygun kılan geleneklere uyarak kardeşinin karısı Keziban kadını. Eski eşi Mümine hanıma dahi danışmadan üzerine zaten aynı evde oldukları için bir imam nikâhı ile kuma olarak alıvermiş.

Bu duruma evde hiç kimsenin itiraz hakkı da yokmuş ve de olmamış. İpram (İbrahim) ağanın da Keziban’la beraberliğinden bir de Burhan isminde oğlu dünyaya gelmiş, zaten Mümine hanımdan da 1918’li bir oğlu ve bundan büyük iki tane de kızı varmış. Bu hayat böyle çilelerle ve entrikalarla, bazen de neşe ile gelip geçmiş. Osmanlı’dan sonra kurtuluş savaşı yapılmış, İpram ağa o savaşlara geri hizmette katılmış ve nihayet cumhuriyet kurulmuş. Ordular ve devletimiz düzenli bir devlet durumuna gelmiş, ama ne var ki dünyanın karmaşıklığı halen devam etmektedir. Azgın devletler küçük veya büyük olsun gözüne kestirdiği ülkeler üzerinde tahakküm olabilmek için savaşlara devam etmişler ve bunun ardı arkası kesilmiyormuş.

Nihayet 1938’de Alman harbi ve İkinci Dünya Savaşı baş göstermiş, bizim Türkiye Cumhuriyeti de Alman hükümeti yanında yer almış. Bu arada İpram ağanın oğlu İsmail de askerlik çağına gelivermiş, kardeşinin kızı Asiye de güzeller güzeli olmuş. Ellere verilecek bir kız değilmiş, bunu gören ve sezen, hem babalık hem de amcalık eden İpram ağa nasıl olsa her şeyde iç içeyiz diye bu kızı oğlu İsmail asker olmadan oğluna almaya ve köyün ağır olan işlerinin daha iyi daha çabuk görüleceğine inanmış. Yine herifliğini ortaya koyarak kimseye danışmadan bu işi oldubittiye getirip daha büyük kızları evde dururken oğlu İsmail ile Asiye’yi imam nikâhı ile evlendirivermiş. Bu arada eski eşi Mümine’den bir oğlu daha olmuş adını Ali koymuş, sonra aldığı eşi Keziban’dan da bir oğlu vardı zaten Burhan adlı derken hane kalabalıklaşmış. İşte daha ne evliliğin tadına ne de dünya işlerinin tadına varamadan İsmail asker oluvermiş, Alman harbi, dünya harbi bu, ne olacağı kestirilir mi? Uzunca sürmüş. Bizim güzeller güzeli Asiye de ne kocaya vardığını ne de evlendiğini bilmiş. Yıllar böyle geçerken İpram ağanın evdeki kızları emmi kızları olan gelin Asiye’yi ezmeye ve horlamaya başlamışlar.

Bu ızdırapa dayanamayan Asiye her gün anneciğine ağlar, derdini dökermiş, ama ne çare ki o da bir sürü dert içinde onun derdine derman olamıyormuş. Baba ve emmi olan İpram ağa da artık taraf tutar olmuş ve sonradan gelenleri o da ezmeye başlamış.

Zalimin zulmü çabuk olur derlermiş ya işte bu zuhur etmiş ve İpram ağa aniden hastalanmış ve iki gün içinde ölüvermiş. Aile başsız kalınca kimin nereye gideceği belirsizleşmiş, evde dirlik düzen kalmamış derken askerde olan İsmail’e haber salınmış baban öldü diye. İsmail kısa süreliğine izin alıp gelmiş, askerliğini Trakya tarafında yaptığından köylülerinin İstanbul da çalışmalarından dolayı bazen köyden haber alabiliyormuş.

İsmail asker olduktan sonra evde istediği gibi at oynatamayan küçük kardeşi Ali, abisinin eşi Asiyeyi başka başka şeylerle suçlar olmuş. İzin için şehre gelen İsmail kardeşi Ali ve köyünden bazı arkadaşlarının şehirde bir şeyler satmak için geldiklerini görünce sevinmiş ve hep beraber zamanın vasıtası olan merkeplerle köy yoluna çıkarlar. Yalnız İsmail arkadaşlarının kendine bir tuhaf baktıklarını hisseder ve sorar? Bana neden öyle bakıyorsunuz? Cevap alamayınca sıkıştırır ve köyün yakınlarına gelince merkepleri durdurur onlarda köydeki durum hakkında bilgi alır maalesef pekiyi şeyler söylemezler İsmail e oda bunları kimselere sorup doğruluğunu tas dikletmeden orada geriye döner ve köye gelmeden yüzünü tutar gider geri askere. Yine yolu İstanbul’a uğrar orada bulunan akrabası sayılan bir büyüğe varır benim karım için kötü şeyler söylediler benimde bu iş ağırıma gitti hiç köye varmadan yengem ve kaynanam olan kadını hatta annemi kardeşlerimi bile görmeden geri geldim köyden bir gelen gidenle şu boş kağıdını karıma gönderiver der. Adamın oğlum yapma o asiye öyle bir kız değil bunlar iftira olabilir dediyse de söz dinletemez ve o emanet kağıdı köye keziban kadına verilmek üzere bir gidenle gönderir. Zaten evlenmede boşanmada erkelerin iki dudağı arasından çıkan söze bağlı olduğu yıllardır tamam asiye kız boş düşer. Evde tutunamayan Keziban kadın evden oğlu Burhanı ve kızı Asiye’yi de alarak ayrılmak için bir geçici (göçebe iğreti oturulan evlere denir) ev ararken a köyün ileri gelen ailelerinden Arapların murat ağa keziban kadınla evlenmek için dünür gönderir. Keziban kadın bunu bir kurtuluş ve çocukları için sığınma sayar Murat ağanın çocukları da kabulüm zaten benim de çocuğum yok demesi ile bu izdivaca hemen evet der.

Cicim ayları sürerken

Arap oğlu murat ile evlenen Keziban kadın yeni bir yuva kurmanın ve evlatlarına sahip olan bir babalık bulmanın sevinci ile yeni evine ve yeni kocasına sadakatle ve zelve sarılır.

Yuva böyle hoş ve mutlulukla sürerken Arapoğlu Murat denen Keziban hanımın güvendiği kocası şeytana kanar ve evlatlığı Asiye’nin cazibesine dayanamaz ve bir gece Asiye’yi rahatsız ederek ondan faydalanmak ister. Bu duruma çok sinirlenen Asiye tabi babalığının bu isteğini şiddetle reddeder. Ve onu köye rezil rüsva edeceğini söyleyerek o gece başından savar.

Ama bu Asiye için büyük bir yıkım olur ve ertesi günü durumu annesine açar ve bu evde durmayacağını, kendisine yeni bir hayat kurmak için gözüne her şeyi aldığını söyler ve gündüzleri anasının yanında görünmeye çalışarak köyden bu durumu gizler. Geceleri ise bazı çok sevdiği eski komşu kız arkadaşlarında bazen de kendisine çok yakın bulduğu güvendiği akrabalarında kalmaya başlar. Ama babalık bakar ki Asiye kimseye bir şey söylemiyor ,onu yine tenha bulduğu yerde sıkıştırmaya başlar. Komşu ve akrabalarda kalma günleri de kısa sürer Asiye için ve kış aniden bastırır. Kışın bütün şiddeti bir kabus gibi çöker köyün ve Asiyenin üstüne, asiye daha evvelden komşuları olan ve evlenip fakir ama mutlu bir yuva kuran kendisinden 4 yaş küçük Salih ile 5 yaş küçük hanımı Meryem’e çok gidip gelmektedir. Salih’in bu kadının çok gelme durumuna pek gönlü olmasa da Meryem gelin Asiyenin zor durumunu bildiğinden ona daima kapılarını açar gece kocası baranadan gelirken (arkadaşları ile gece sohbet oturması) onu ya bir tanıdığına gönderir ya da evinin altında hayvanların barınağında (ahırda) yatmasına göz yumar. Yine böyle bir gece Meryem le asiye oturmuş dertleşirlerken Salih’in kapıda sesi duyulur. Hayret Salih her günkünden erken gelmiştir bu durumdan ikisi de hem şüphelenirler hem de korkarlar. Meryem asiye yi zoraki bir kenara kapatıp kocasına neden erken geldiğini sorar? Kocası bizim ağanın oğlu sünnet oluyor haftaya ben ağanın atı ile yarın nahiyeye gidip Nahiye Müdürü Candarma gomutanı ve Nüfus Müdürünü davet edip geleceğim gerçi kar çok ama ağanın atı kuvvetli beni kuş gibi bir günde götürüp getirir sen hemen sabah için biraz azık koy torbaya. Ben ağanın atını getirdim onu ahıra bağlayım der. O atı bağlamaya gittiğinde Meryem hemen Asiye buradan kaç başka yerde kal kardeşim dünde Salih seni sordu yine geliyor mu deyi? Ben gelmiyor dedim eğer bir daha gelirse eve alma köyde dedi kodu olur bir dul avradın evimde olmasından rahatsız olurum dedi aman gardaşım benimde yerimi pirelendirme ne olursun der. Oysa Salih seni ablası kadar sever amma köy yeri burası laftan da gorkar Asiye aba der. Asiye’nin yüzünde bir sevinç olur ve tamam Meryem gardaşım sağ ol zaten bir daha gelmeyeceğim sen hakkını halel et der gülerek kaybolur Meryem de bu duruma hayret eder. Sabahın erken saatinde daha Salih evden çıkmadan Salih’in gideceği yolun kıyısına iner Asiye başlar atıyla Salih i beklemeye.

Asiye Salih’e kendisinide götürmesi için yalvarıyor.

Salih atın eyerinin yan püsküllerini ve uzun kuyruğunu kardan etkilenmesin diye kenardan toplar ve bağlar çünkü yerde bir metreden fazla kavrardır. Ata tam binecek sanki gaipten gelir bir ses duyar Salih abam bekle diye, etrafına saf saf bakınırken kenardaki su sarnıcından asiye çıkar ve yanına gelir abam ben seni kardeşim burhan kadar severim beni bu köyden kurtar ben seninle nere gidersen gideceğim der. Salih asiye abla bu at bu karda ikimizi de götüremez sonra gideceğimiz yer 35-40 km yer yapma dediyse de Asiye yi başından savamaz. Sonra derki aba bak şimdi köyden ağalarım beni takip ediyorlar. Seni yanımda görürlerse bunun hesabını gelince benden sorarlar adamlar nüfuzlu kişiler hem ekmeğimden olurum hem de beni çok döverler der. Asiye derki ben seninle beraber buradan gitmeyim ben şu yoldan gideyim sende doğru yoldan git çakıl deresinde buluşalım oradan sonra zaten bizi göremezler sonra sen maraklanma ben ata falan binmem yanında gideyim ve olursun gardaşım itin köpeğin olayım diye ağlayarak  çok yalvarır.

Salih şöyle düşünür. Nasıl olsa ben at ile ondan evvel çakıl dersine varırım o bana yetişemez ve onu bırakır giderim diye düşünür. Ama düşündüğü olmaz zor oyunu bozar derler ya Salih daha çakıl deresine varmadan Asiye oraya varır ve Salih te onu dedikleri yerde bekler bulur. 

Ve Salih atın üzerinde Asiye ise atın terkisinde eyerin püskülünü tutarak 10 kö re kadar yol giderler. Salih bakar ki Asiye’nin pes edeceği yok zaten kar şalvarının paçalarında büyük büyük buzlar haline gelmiştir ama artık yerlerde karda zayıflamıştır 30-40 santime düşmüştür.

Köylerinin sürekli arazi konusunda kavgalı yaşadıkları bir köy olan karakeçili köyünün içinden geçmek mecburiyeti vardır. Ama bu da Salih in işine gelmemektedir.sebep buralarda tanıdıkları çok olan ağasının atını da bilenler vardır bu kadınla gidişinin duyulmasını istemez.

Bunun en iyi çıkar yolu Salih başındaki kasketini Asiye nin başına sırtında üşümemek için giydiği eski askeriye kaputunu da sırtına giydirir ve köyün alt çıkışında iyi bildiği bir yeri Asiye abasına tarif eder orda bekle buluşalım bende köyün kenarından dolaşayım der. Ve anlaştıkları gibi yürürler.

Ne varki iş istedikleri gibi yürümez ve köyün kıyısında bulunan bir davar ağılı ve evlerin yanından geçmekte olana Salih e evin 6-7 tane köpeği saldırır.

Köpeklere karşı koymayı iyi bilen Salih bu kadar köpek ile baş edemez ve saldıran köpeklerin daha fazla yanaşıp ta ısırılmamak için yere çöker.(bu durumda köpek insana saldırmaz) biraz bekler ama köpeklerin gideceği yoktur. Ev sahiplerine seslenir onlara da sesini duyuramaz ve acemi enik olduğu belli olan çok saldıran köpeğe karların altından çıkardığı 3 -4 tane taş ile eniğe vurur ve onun kaçması ile öbürleri de kaçar biraz gecikme ile birlikte korkarak kendisini beklemekte olan asiye abasının yanına varır ve durumu anlatır. Biraz daha gittikten sonra ikinci üçüncü köyler gelmeye başlar önlerine ve üçüncü köyde asiye kalmak ister. Salih aba burada tanıdığın var mı kimde kalacaksın deyince. Asiye otur şuraya Gardaşım der Salih bir taşın üzerine oturur dinler Asiye bak Salih abam ben daha henüz bakire bir kızım benim hakkımda köyde dedi kodu yapanlara hiçbir zaman hakkımı helal etmeyeceğim. Bu zamana kadar alnım ak yüzüm pak gezdim delikli taş yerde kalmaz derlerdi atalarım bende kalmam inşallah bir hayırlı nasip verir Allah ım bana der hadi sana uğurlar olsun beni sen hiç görmedin bunu iyi bil devre yanından uzaklaşıverir. Salih zaten çok yakın kalan nahiyeye gider oradaki ağasının devlet ricali arkadaşlarını sünnet düğününe davet eder ve nüfus müdürünün hanımının verdiği yolluk azıkla birlikte tekrar köye gece geç vakitte döner.

Salih’i arayan bir adam var Aradan ortalama bir yıla yakın bir zaman geçer ve senenin son ayları kışa doğru gelmektedir

Salih yine köylüleri ile dağdan topladıkları odunları şehirde pazarlamak için her iki günde bir merkepleri ile şehre 40 km yolu gelip odunlarını satıp evinin rızkını kazanmaktadır.

Her akşam ve sabah köylüleri ile buluştukları bir yer olan şehrin yakınında bir köyün pelit bahçesi yanı vardır. Daima geçe gelen ve erken gelen arkadaşlar orda buluşurlar bu şehrin civarında olan iki üç köyden herkesler zamanın kıtlık ve yokluğunu yaşamaktadır. Gelip geçen yolculara ne buyurun derler nede merkeplerine bir avuç saman verirler hoş hepsine buyurun deseler zaten hakkından gelemezler bu kadar gelip giden yolcunun. Onda dolayı kimsede böyle bir davet beklemez o köylerden. Ama bir adam var ki daima gelen geçeni bekler ve onlara nerelisiniz der? Onlar Yeşilbağ köyünden adam var mı içinizde? Var bizler oralıyız. Sizin köylü bir Salih varmış. Destelerin Salih diye onu tanır mısınız? Tanırız onu bana bir buluverin. Niye ağa sen o Salih i sen nerden tanın? Ben tanımamda onu bir tanıyanın emanetini verecem ne olur bir geldiğinde bana onu gösterin der. Olur deyip geçerler.

Onlarda bu durumu Salih e aktarırlar. Salih de doğrusu bu yabancı adamın aramasından ürperir. Çünkü bir tanıdığı yoktur buralar da. Yine bir akşamüzeri pelit bahçesinde arkadaşları ile buluşmuşlar köye tam köye hareket edecekler içlerinde Salih te var. Bakarlar adam yine karşıdan bunlara doğru geliyor. Arkadaşları Salih senin adamın geliyor derler. Salih bakar hiç tanımadığı bir adam. Salih var mı içinizde arkadaşlar? Yarı korku ile Salih benim ağa sen ne yapacaksın beni deyince. Adam yanına yaklaşır ve Salih bize gideceğiz seni Asiye aban istiyor der. Salih arkadaşlarına arkadaşlar siz gidin eşime söyleyin ben ya gece gelirim yada yarın beraber gideriz beni bir akrabam çağırıyormuş der ve arkadaşlarının donuk bakışları arsında kır oğlanın Tahir diye kendini tanıtan adamla merkepleri ile beraber köyün sokakları arasında gözden kaybolur.

 Salih çekinerek vardığı evin kapısında 7-8 ay önce bir kış günü yabancı bir köyde yalnızca bırakıverdiği Asiye ablası ile karşılaşınca şaşırır. Utansın mı? Sevinsin mi? Ne yapsın bir türlü kara veremez ve şaşkın sağa sola bakınırken merkepleri ahıra koyup gelen asiye ablasının haydi gardaşım niye böyle dondun kaldın gir eve yemek hazır demesi ile uykudan uyanır gibi uyanır. Ve eve geçerler. Asiye bak gördün mü? Gardaşım Salih Allah nelere kadirdir.

İşte çok şükür bu güzel insanı yani şu gördüğün Tahir enişteni bana eş ve koca olarak veriverdi. O rabbime binlerce şükür öyle mutluyum ki anlatamam. Benim bu mutluğumda ve felaketlerden kurtuluşumda senin büyük payın var onun için sen benim dünya ahiret kardeşim olarak kalacaksın buralardan geçerken öyle geceleri yola falan gitmeyeceksin bu evde her zaman yerin var ve olacak misafir değil kardeş ve ev sahibi gibi girip çıkacaksın der.

Not: Değerli okurlarım bu hikâye Konyamız’a ait bir yaşanmış hikâyedir. Hikayenin kahramanlarından yoksa da akrabalarından yaşayanlar hikayeyi bilenler vardır. Onun için köy isimlerini ve kahramanların gerçek isimlerini değiştirerek yazdım, ben kahramanlar ile birebir tanıştım. Saygılarımla


   
Beğendim... (185)

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Mathguard güvenlik sorusu:
5MP         L93      
Y X    P      T   OUJ
9GE   2TI   7OP      
E P    7    H     GP4
EKK         PWF      
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2020 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Advertisement