Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa
Ağız, o ağız olsa.. Yazdır E-posta
 

Okunma Sayısı : 952


 

Dinimizin bu konuda kesin emri vardır bizlere
İnanmayın sakın haa sahte büyücü ve kâhinlere

Abi bir dakka bakar mısınız? Buyurun. Buralarda bir bakımcı (falcı) kadın varmış evini biliyor musunuz? Haydaaaa. Evden çıktım otobüs durağına doğru gidiyordum ana cadde üstünde 3-4 kadın durmuş giyimleri kuşamları da modaya uygun bir hayli. İçlerinden birisi yukarıdaki soruyu bana soruverdi. Önce biraz kızarak sonra da aniden tebessüm ederek kadına bakıp “Ne yapacaksınız bakımcı kadını bacım?” diye sordum. Beni öyle güler yüzlü gören kadın çevremizin de tenha olmasından dolayı sanırım biraz güven sağladı ve “Abi biraz işimiz var onunla” dedi. “Ne işiniz var? diye sordum. “Bakıma baktıracağız. Benim kızımın kocası ile arası açık da acaba aralarında bir başkası mı var, yoksa büyü falan mı yaptılar ona baktıracağım” dedi ve yanındaki kadını işaret ederek “Bu hanımın da kocası bazen bunalım geçiriyormuş.  Evde dirliksizlik yapıyormuş. Bu da onun için baktıracak” dedi. “Peki, bu falcı kadın bunları biliyor muymuş?” diye sorunca “Heee” dedi,  “Kim dedi?” diye soruma devam ettim. “Geçenlerde bizim gomşular gelmişler, baktırmışlar her bi şeyi gılı gılına bilivirmiş garı” dedi. Ben da biraz sertleşerek “Bırakın kardeşim bu safsata ve hurafe işleri, bunlar şeytan işi birer tuzaktır. Bunlar bir şey bilmezler bunlar sahtekârdır, şarlatandır. Bunlar besmele çekmeyi bile bilmezler. Gaybı (var olan ama gözle görünmeyeni) büyüyü bilseler yerden altın çıkarırlar. Sakın inanmayın bunlara Allah, Kuran ve peygamber bu tür büyü ve falcılık işlerini yasaklamış. Hatta bunlara inananları din dışı saymış bunlara inanalar dinden çıkarlar demiş. Bu gibi şeyler dinimize zarar veriyor. Sizlerde dininizden oluyorsunuz maazallah dedim. Kadın beni dinliyor. Ve ne bileyim abi denize düşen yılana sarılır derler bizde öyle olduk. Yok kardeşim şifayı bunlarda değil kendiniz kitabımızı okuyup dinimizi iyi öğrenin ve şifayı Allah’tan isteyin. Şeytanın oyununa gelmeyin, doktorlara gidin” diyordum ki beni dinleyen kadınlardan birisi bana sertçe dönerek, “Gardaşım biz sana edires sorduk, biliyorsan söyle bilmiyorsan bırak, bize akıl verme, bizim aklımız bize yeter” demez mi. “Eyvahhhh” dedim kadınlarla fazla yüz göz olmadan “Ben falcı malcı bilmiyorum hadi şuradan terbiyesiz kadın” deyiverdim

 

Maalesef toplumumuzda son yıllarda bu tür yerlere ve kişilere karşı aşırı bir düşkünlük olmaya başladı. Dini eğitimin zayıf ve çevredeki hurafe inançların yaygınlığından bir sektör meydana geldi. Medyumluk, falcılık, bakımcılık gibi şarlatanlarla İslam dinini kötü göstermeye çalışıyorlar. Bu tür şeyler eskiden de vardı ama bu kadar sektör halini almamıştı. Bugün böyle bir olayla karşılaşınca eskiden yaşadığım bir olayı hatırladım. Ve bir nebze insanlara faydalı olmak için ‘kıssadan hisse’ olur diye bu yazıyı yazmayı uygun gördüm. İşte yıllar önce yaşadığım sahte hoca ve falcı hikayesi…

 

1971 yılının Nisan Mayıs aylarıydı sanırım. “Kalbimde bir sıkıntı var benim ruhum daralıyor” diye rahatsızlığını sık sık belirten 3-4 aylık eşimi bir İzmir’e götürüp deniz atlatmamı ve orada bir tedavi işine baktırmamız için babam rahmetli durmadan beni zorluyordu. Böyle şeylere pek inanmadığım için gaileye almadım ama babamın ısrarına dayanamayıp “olur” dedik zaten çok akrabaların olduğu benim de yıllarca ikamet ettiğim İzmir’e gitmeye mecbur kaldık.

 

İzmir’e vardıktan ve birkaç günlük tanışma ve geziden sonra rahmetli Mübeccel yengeme (dayımın hanımı) eşimin hastalığından bahsettik. Bu konularda çok telaşlı ve hassas olan yengem “Aman oğlum falan yerde bir hoca varmış, nefesi çok keskinmiş ona gidelim” dedi. Nur içinde yatası yengem. Benim de bu düzenbazlık işlerine karşı bir alerjim vardı ya hemen “Tabi” diyerek kabul ettim. Gayem bu tür hoca geçinenlerin nasıl çalıştığını anlamaktı. Yengem merhume, annesi, ben ve eşim dördümüz yola çıktık dolmuşla, söylenen semte vardık. Öğleden sonra bir vakitti. Sorduk sözüm ona hocanın evini, gösterdiler. Daha kapıya varmadan bizi 50 -100 metre geride bir çocuk karşıladı “Abi siz hocaya geldiniz ama hoca öğleden sonra bakmaz, sabah erken geleceksiniz” dedi. Benim kızgınlıkla kafamı sağa sola çevirdiğimi gören yengem yüzüme baktı. “Gördün mü hoca ne kadar bilgili, disiplinli” der gibiydi.

 

Merakım bir kat daha arttı ve ertesi sabah erkenden sözü edilen yere gittiğimizde yine de geç kaldığımızı gördük. Çünkü kalabalık vardı ve kuyruk sokağa taşmıştı.

 

Bekledik sıramız geldi, “Hastanın yanına ben gireceğim bu benim en tabi hakkım” dedim ve öyleydi de ama yengem benim bir huzursuzluk çıkarmamdan korkarak “Ben de gireyim” dedi o da girdi. Adama dedim ki: Bu benim eşim bunda bir ruhi sıkıntı var bakar mısın? Adamın yanında iki adet çay tepsisine benzer şeyler vardı. İki adet de serçe parmak girecek şekilde delikleri olan çiçek çanağı gibi biraz çiçek çanağından uzun olan çanaklar vardı. Cincinin saçı sakalı ham tıraştı. Bahsettiğim tepsi gibi şeylerin ortasına yerleştirdiği iki adet mumu yakıyor çanağı üzerlerine kapatıyor. Eğer sertçe kapatırsa mum sönüyor yavaş kapatırsa normal havayı aldığı için mumlar sönmüyor o da buna göre ahkâm kesiyor. Böyle yalanlarla uyduruk şeylerle halkı soyuyor.

 

Benim şanslı günümdü o gün. Dua edecek diye beklediğimiz hoca bir sigara yaktı tam fırsat dedim ben de bir sigara yaktım. “Sigarayı söndür yasak” dedi. Ben, “Sen söndür ben de söndüreyim sen içersen ben duramam aşırı şekilde sigara tiryakisiyim” dedim. Adam sertleşerek “Başıma bela mısın yahu söndür şu sigarayı!” dedi. Tam fırsat biz cıngarı kopardık “Sen hoca değil düzenbazın birisin hoca dediğin okur tertemiz ağızla dua yapar be adam sigara içerek derde şifa bulunmaz” dedim. Bana “Çık dışarı ben senin hastana bakamam” dedi. Ben de “Hayır bakacaksın zaten bir şey bilmiyorsun ama bu konuda varsa bütün bildiklerini söyle” dedim. Adam hem korktu hem de illallah dedi. “Senin hastanın hastalığı yanmış eskileşmiş, zor iyi olur” dedi. Bunun üzerine ben “Bu tatmin edici bir cevap değil daha açıklayıcı bilgi ver biliyorsan” dedim. “Bildiğim bu kadar beni fazla zorlama” dedi. Bizden alacağı 25 lirayı da almayarak bizi evinden korkulu gözlerle resmen kovdu ve o sırada bütün müşterileri de bana kızdığı için güya dağıttı, “Bugün bakmayacağım” dedi.

 

Bütün o kandırılmış o cinciye inanmış saf Müslüman müşteriler bana bir hayli kızdı. Belki de orayı biraz daha geç terk etseydim dayak yiyebilirdim. Benim bu hareketimden dolayı rahmetli yengemle tartışarak eve geldik. Yengem bana, “Oğlum bir başka hoca daha var” dedi. Ona gitmeyi de kabul ettim. Çünkü merakım gittikçe artıyordu.

 

Bildiğim İzmir sokaklarında bir eve yaklaşıyoruz. Tanıdığım bir şarapçı sarhoş var, onun evine vardık. Adam bu semtte Arap hoca namı almış. Her gün meyhanede, buradan hiç çıkmayan bir ayyaş. Hanımına ben, “Siz ne zaman hoca oldunuz” derken hanım beni tanıyordu “Aman kardeşim ne olur, çoluk çocuk açlıktan ölecektik böyle bir yol tutturduk geçiniyoruz, kimseye söz etme” dedi. Gizliden yengeme ani bir işaret yapıp o evden ayrıldık yengem bana bakarak “Sen adamı tanır mısın?” dedi. “Tabi iyi tanırım yenge!” dedim. Ve “Bunun hiç kurtardığı hasta var mı, buna nasıl inandınız? diye sordum. Yengem, “Benim bir akrabam vardı. Adam kumar oynuyordu, evine bakmıyordu eşine çocuğuna sahip olmuyordu onu bu illetten bu adam kurtardı” demez mi! (Hâlbuki o hoca tanınan adam o zaman ayyaş sorumsuz berduşun birisi idi.)  Olamaz bu adam içkici sarhoş ayyaşın teki, bu gibi sahtekârlara inanma. Saflığı bırak gel benimle de gözünle gördüklerine inan” dedim.
Hemen rahmetli yengemi bir dolmuşa bindirdim Eşrefpaşa semtinde bir meyhanenin önüne vardık. Yengemi dışarıda bırakıp adamı içerden çağırdım. (Ben daha evvel bu tür yerlerde rızkım için çok çalıştım onun için buraları biliyordum) Adamı çok iyi tanıyordum. Adam çıktı meyhanenin önüne geldi, zil zurna sarhoştu. Rahmetli yengeme “Bak!” deyince kadıncağızın ağzı açık kaldı. Ve sarhoş adama “Yazıklar olsun sana, sahtekâr” derken adam o vurdumduymaz ve gailesiz sarhoş haliyle, “Yenge herkes bir yol tutturmuş gidiyor ben de tutturdum bir yol, kızacak ne var? Seni davet mi ettim, gelmeyiver yahu!” diye de pişkinlik yaptı. Oradan eve geldik o akrabasına verdiği muskaları yengemden rica ettim. Çünkü kafamı kurcalayan çok şeyler vardı o muskalarda, ne yazdığını merak ediyordum.

 

Yengem getirdi 4 adet muskayı. Birisinde Arap harflerinden sayısını bilmediğim kadar düzensiz bir elif harfleri yazılı idi diğerlerinde ise yine Arap harfleri sırasına göre elle yazılmış ama bozuktu. Adım gibi emindim bu harfleri böyle yazmakla ve kâğıtları muska haline getirilmekle şifa olmayacağını. Adamın vaziyetini gördüğümüzü ve bir daha asla böyle düzenbazlara kanmamasını ve kananları da uyarmasını istedim yengemden. Yengem merhume de Allah’tan af dileyip bir daha böyle sahtekârlara inanmayacağını söyledi. Allah kabrini cennet etsin.

 

Sonra başka hoca ve ulema diyebileceğimiz bir değerli hemşerimiz vardı. Çok zengin ve variyetli olan bu hocaefendi iş yerlerini oğullarına bırakmış. Kendisi hanımı ile bir camiye fahri imam olmuş. O caminin evinde oturuyor, namazı kıldırıyordu. Hizmet için çırpınan Allah dostu bir zat idi. Köyden giderken “Kayınpederim merhum benim arkadaşım ona varın o adam âlimdir ulemadır” demişti. Biz de son olarak ona gittik. Tabi adamcağız bizi hiç tanımıyordu. Çünkü o biz daha doğmadan bizim köyümüzden ayrılmış, İzmir’e göçmüştü. Durumumuzu ve kimin kızı kimin oğlu olduğumuzu izah ettik ve elime bakıp bir muska yazıvermesini söyledik. Söyledik de bir hayli de azar işittik “Ben muskacı falan değilim ben Allah rızası için ayet ve dualar okurum. Allah şifasını verir bir daha böyle muska falan derseniz eve sokmam. Ta köyden gelmişsiniz arkadaşlarımın çocuklarısınız benim köylülerim böyle cahil olamaz” dedi. Özür diledim, utandım. Haklıydı hoca. Ve bir ayet biraz da dua okudu. İki zeytin tanesine de dualar okudu ve evinizde bunları yiyin besmele ile yatın izin Allah’tan şifa bulursunuz” diyordu. Ben hocaefendinin okuduğu sureyi ve ayeti kerimeyi takip ettim. “Hocam, okuduğun sureyi ve ayeti takip ettim biz de o ayeti okusak hastaya ve hastalıklara şifa olur mu?” dedim şu cevabı verdi: Tabi kuzum, Kuran aynı Kuran. Ayet aynı ayet, hiçbir değişikliğe uğramamış. Allah’ın gönderdiği gibi muhafaza edilmiş Allah’a çok şükür tabi ammaaaa” dedi ve devam etti:

 

Ağız o ağız olacak… Burada ayet okur da bir başka yerde bu ağızla yanlış işler (haram ve küfür içki gibi) yaparsanız o zaman şifası olmaz…

 

İzin Allah’tan hanımım bu köylümüz, hocaefendinin temiz ve Kur’an adabına uygun bir ağızla okuduğu ayetlerinden ve dualarından şifa bulduk. Allah insanlara akıl ve şuur versin. Bu falcılara kâhinlere ve düzenbazlara saf insanları düşürmesin. İmanımızı ve inancımızı da zedelemesin. Âmin


   
Beğendim... (183)

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Mathguard güvenlik sorusu:
DGK         FJQ      
  D    A    F I   73X
5UR   HHY   GWK      
  H    A    B S   9IN
2CM         1WC      
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2020 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Advertisement