Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa
Konya dan İzmir e bir yolculuk hikayesi Yazdır E-posta
 

Okunma Sayısı : 3233


 1960’lı yıllarda Konya’dan İzmir’e
 
Sene 1962… Aradan tam tamına 45 yıl geçmiş, 1960’ta çalışmak için gittiğim İzmir’den köyümü ana babamı kardeşlerimi ziyaret edip hasret gidermek için Gilistra’ya yeni ismiyle Gökyurt isimli köyüme bir aylık izine gelmiştim.
Aylık ziyaretimi bitirdikten sonra tekrar İzmir’e gitmek için o yıllarda köyümüze belki haftada bir iki kez gelen bir açık kamyon ile sabah saat 10 sularında Konya’ya geldim. Daha otobüs firmalarından yolcu biletimi almadan (gerçi bir tek firma vardı oto nakliyat şirketi diye, onun da burunlu iki üç tane Mercedes arabası mevcuttu) Türbe önünde oturan merhum Nadire teyzemin elini öpmek hatırını sormak ziyaret etmek için evine gittim. Teyzemin eşi merhum silleli Hüseyin Çapar Şems Türbesi karşısında Emek Berberi olarak mekân işletir, bol müşterili, saygın bir çevreye sahip, herkes tarafından sevilen, sayılan lafı sözü dinlenir mütevazı bir insan. Teyzemin elini öpüp hasret giderdikten sonra, teyzemin “guzum git enişteni de ziyaret et, elini öp” demesi üzerine Şems Parkı taraflarına gittim. Onunla da sohbet edip ikindiye kadar buralarda vakit geçirdikten sonra, eniştem merhum dükkânı kalfalarına bıraktı, çarşıya doğru çıktık. Eniştem yemek içmek için çarşıdan bir şeyler alacak, akşama doğru eve gideceğiz.
Şimdi Otopark, Mevlana Çarşısı ve Piri Mehmet Paşa çarşısının arasında o zamanlar büyükçe bir üzüm pazarı vardı. Adı üzüm pazarı idi, ama işte pazardı. Genişçe kapısından içeri girdiniz mi mis gibi kokan yiyecekler, çöğen helvası kokuları, satışa sunulan malların hepsi de doğaldı. Hormon yok, fenni gübre yok, daha girmeden pazara insan bir haz alıyor ki sormayın. O parmak gibi siyah kecimen üzümleri pekmezler ballar yağlar kadayıflar her yer mis kokuyor sanki. Neyse alışverişleri yaparken bizim köylümüz olan oğlu ile okulda beraber okuduğumuz Kadıoğlugil’in Kadir amcaya rastladım o da meğer köyden Konya’ya göçüp geldikten sonra burada bir kuruyemiş dükkânı çalıştırıyormuş. Selamlaşıp elini öptükten sonra arkadaşım Turgut’u sordum “Buralarda şimdi gelecek” dedi. Bu arada ben de eniştem Silleli olduğu için herkes tanımazdı köylülerimiz ben ikisini tanıştırdım yaşları da uygun olunca tatlı bir sohbete daldılar. Öyle bu günler gibi müşteri kaynamıyor her yer… Konya o zaman çok küçük sayılacak bir şehir. Onlar ihtiyar sohbeti yapıp eskileri anarken arkadaşım Turgut geliverdi, biz de onunla hemen sarmaş dolaş olduk ve biz de başladık eskilerden yenilerden İzmir’den falan sohbete.
Ayrılık zamanı geldiğinde eski samimiyete dayanarak arkadaşım Turgut, akşama onlara gitmemi ısrarla istiyordu. Ben de bunu istiyordum ama bir türlü bunu yanımızdaki enişteme söyleyemedim. Çünkü o zamanlar öyle büyüklere ulu orta bir teklif yapamazsın, saygısızlık olurdu. Yanında sigara bile içmedim vefatına kadar, bu bir saygı ve terbiye geleneği idi. Enişteme Turgut bunu şöyle bir fısıldadı, “İsmail bize gelsin amca” dedi… Eniştem “Yooook guzum ben akşam teyzesine ne derim oğlanı kaybettim dersem teyzen beni eve koymaz” diye espri yaptı. Neyse ertesi gün buluşmak ve gezmek için Turgut ile randevulaştık.
O akşam ve gece merhum güzel tatlı dili teyzemin gönlünde kalıp sabah kahvaltıdan sonra eniştemi dükkâna uğurladık. Teyzem eski Osmanlı artığı otoriter kadın, tok bir sesle şöyle dedi: İsmail evde canın sıkılır hadi sen de Fadime ablanla çarşıya çık ablan bir şeyler alacak onunla gez gel çarşıyı… (Ablam teyzemin büyük kızı evde eski köylülerin gelinlik elbiselerini diker.) “Teyze ben Kadıoğlugil’in oğlu arkadaşım Turgut’un yanına gideceğim arkadaşımın babasının üzüm pazarında dükkânları var, dün eniştemle görüştüler” dedim. O “Olmaz git ablanla çarşıya” diye kesin emir verdi, “Peki” dedim. Kulakları çınlasın, Fadime ablam ile çarşıya çıktık, ablamı ikna ettim “O da kardeşim git ama akşama gel annem bizi durdurmaz, gece seni aratır sonra” dedi. Ablam ile öğleyin eve geldik, yalvardık ikimiz de arkadaşıma gitmek üzere zorla izin aldık. Kapıdan çıkarken bana  tembih ediyordu. Gittiğim evin hanımına söylememi istiyordu “Bak o Şerif’e söyle sana bir zarar gelirse onun ömür boyu başını ağrıtırım haa” diyordu. “Gece sokaklarda gezme akşam olmadan eve gir” diye sıkı sıkı tembih ediyordu.
Konya geceleri pek belki emin değildi ona göre, “Burası köy yeri değil” diyordu ama ben İzmir’de yaşıyordum fakat o annelik anne yarısı denen teyzelik ruhu onu benim bir zarar görmemem üzerinde titretiyordu. “Teyze ben akşam onlarda kalacağım sen merak etme” dedim, ayrıldım doğruca üzüm pazarına gittim. O gün merhum Kadir Emmi’den izin alıp Turgut arkadaşımla onun benden iyi bildiği Konya’yı gezdik. Bu arada gezerken yanımıza bizim köylü birisi ile bir Konyalı daha arkadaş bulduk. Onlarla da akşam gezmek üzere sözleştik. Akşam herkes evlerine çekilirken biz de Turgutgil’in Aksinne Mahallesi Söğütlü Sokak’taki mütevazı tek katlı güzel evlerine geldik. Turgut’un annesi merhum Şerife teyzenin bana “Hoş geldin Ismaylım, annen ne yapar köyde ne var ne yok” diye sorularından sonra özenerek hazırladığı yemeği iştahla yedik. Ve bizim gündüzden gezmek için randevulaştığımız arkadaşlarımız kapıya geldiler. Bunlardan şimdi İstanbul’da olan Konyalı Mefruşat’ın sahibinin oğlu Metin İkiz, oğlu diğeri köylümüz merhum oldu Süleyman Karaağaç idi
Eskiden öyle ulu orta bugünün gençliği gibi ben gidiyorum deyip çıkıp gidemezdi evlatlar. İsterse 30 yaşında olsunlar bu bir Anadolu geleneği ata ana sevgisi ve saygısındandı.
Arkadaşlarımızı içeri buyur etti Turgut, onlar da ezile büzüle Kadir emmi merhum ile Şerif yenge merhumdan biraz gezip gelmek için izin istedik ve ısrarlarımızla bir iki saatliğine izin aldık.
O gece Alaaddin çay bahçesine gittik ve içeri girerken ceplerimizi kapıda bir görevli yokladı. O yıllarda Piştov kama ve bazı lüzumsuz tehlikeli şeyler ile gezenler olurmuş, onun için görevli tertibatını almıştı. Benim cebimde bir çakı çıktı, onun değeri 50 kuruş kadardı. Orada bir emanetçiye yediemin verdik. Çıkarken de 50 kuruş ödeyip aldık. Ve dördümüz çakıya ilaveli çakı ismini verdik.
Gece eve geldik ki o evlat için çarpan ana yüreği Anadolu’nun Osmanlı kadını hiç uyur mu?! Bizi pencerenin önünde iki dizleri üstünde uyuklayarak bekliyor.
Hemen bizi görünce “Geciktiniz hay guzum, korktum” dedi ve öbür arkadaşları evlerine gönderdikten sonra bizim yataklarımızı Turgut ile bir odaya yaptı, yatırdı üzerlerimizi örttü ve odasına gitti.. 
Yukarıda da belirttim o yıllarda kenar mahalleler o kadar güvenli değildi. Benim anlattığım mahalle Aksinne Mahallesi de şehrin kenar mahallesi idi. Aydoğdu Mahallesi’nde de her gün hadiseler olur, birkaç tane kahve var, Teksas gibi silahlar patlar, içki, kavga, dövüş her şey olurdu. Burada kırsaldan gelmiş aileler çocuklarının gece dışarıda kalmasından endişe ederlerdi. Ben de bu mahalleye çok sık giderdim Konya’ya geldikçe orada annemin teyze oğlu Hilmi dayım vardı. O at arabası sürer çarşıda bizi buldu mu hemen evine getirir annem veya ben merhum Emine Teyzem ile de hasret giderirdik. Bir gece burada bir olay oldu
Fırıncılar Derneği Başkanı Musa’nın ve kardeşinin Aydoğdu’da vurulduğu olay sanırım 65- 70’li yıllara rastlar. Vuran da bizim köylü merhum Delioğlu denen cesur ve korkusuz insan Süleyman Dinçer amca imiş. Yani buralar daima belalı ve çirkef insanların cirit attığı yerlerdi. Sonradan en kıymetli mahalle haline geldi. Buraya yerleşen genelde Akörenliler’den sonra islahı hal aldı. Adına ikinci Akören dendi artık…
Ertesi gün yine Turgut’la hem gezip hem de benim otobüs biletimi almak için otobüs garajına gittik. O gün akşama bilet alacaktık bilet yok. Ancak ertesi günü akşama alabildik. Dönüşte Muhacir Pazarı’nda yani Çocuk Yuvası’nın yanlarında bir köylümüze daha rastladık. Onlar da ben İzmir’de iken şehre göçmüşler, o da okul arkadaşımızdı. Turgut’a rica etti “Bugün de biz de kalsın Ismayıl” dedi, o da kabul etti. O yıllarda mektuplar ya çarşıda belirli bir yere gelir orada dağılır köylü ve şehirliye, doğru dürüst adres belli olmazdı. Aymanas, Ekmekkoçu henüz daha pek ev yok ara ara idi. Çaybaşı’ndan üst tarafta Topçu Parseli, Yüzbaşı Parseli, Aşçı Hasan’ın Bağı diyeadlandırılırdı mahalleler. Hasanköy, Karaaslan, Evdireşe yani Yaylapınar buralardan gelip gitmek mesele idi. Ya at arabası olacak ya da yayan gelinecek şehre.
Arkadaşım M. Ali ile onların o yıllarda Demirci Kırı denen Uzunharmanlar Kurtuluş Mahallesinde kiralık bir evleri var. Onunla da birbirimizi görmeyeli çok oldu. Bir gün de onlarda kalmak için sözleştik ve Turgut arkadaşımdan izin alıp onların evine doğru ikindi vakti yürüdük. Akşam oluyordu. Annesi Ayşe yenge ve babası Ali emmi bizleri kapıda karşıladı. Ve büyük bir samimiyetle sarıldık. Ellerini öptüm o gece sabah kadar köyden İzmir’deki akrabalarından sordular. Bildiğimiz kadar haberleri naklettik. Bu tür gelip gitmeler çok önemli idi. O yıllarda bedava haberdi bunlar. Mektup yazsan bir ayda gelir gider, telefon nedir çok kimseler bilmez, haberleşeme bu gelenlerle sağlanırdı. Mektuplar “Bay falan oğlu falan, Modern Hal İçi Komisyoncu bilmem kim eliyle Evdireşe köyü veya Karaaslan köyü Çayırbağı köyü” gibi adres yazılırdı. Bu köylerden birine gelecek de mektubu götürüp sahibine verecek. İşte böyle o yılların mektupları dükkân köşelerinde eskir giderdi. 
Sabahleyin kalktık, kahvaltıyı yaptık. Çarşıya geleceğiz ben sordum “Gardaşlık ne ile gideceğiz çarşıya?”, “Bizim petallı var (motorsuz üçtekerli araba) onunla gideriz” dedi.  “Benim gız gardaşım Fadim anam filan da çarşıya gidecekler, hepimizi alır bu” diye ekledi.. Bindiler üç tekerli arabanın kasasına, ben de şoför oldum. İlk defa böyle bir araç kullanacağım ama kolaydır dedim. Yola düştük, iyi hatırlıyorum Paşalıköprü’ye doğru yaklaştık orada bir kavşak var, kavşağa son sürat girdim. Bu sefer de durduramadım hepimiz birlikte uçtuk, araç devrildi. Zaten her yer toprak çakıl, her yanımız yüzüldü, perişan olduk, ama yürüyebiliyoruz. Ben korkumdan onları bıraktım, müsaade aldım ve Eski Garaj’a doğru koşar adımlarla geldim. İzmir’e otobüs saat 4’teymiş. Türbe önünde teyzeme bir daha uğrayıp halini sorduktan sonra geldim hareket etmek üzere olan otobüse bindim. Sanırım 3 numaralı oturaktı. Benim sesim güzeldi iyi türkü söylerdim o yıllarda iyi türkü söyleyenleri öne oturturlar ve türkü söyletirlerdi. Akşam namazı geçiyordu Eğridir’e geldik. Yol Beyşehir Isparta üzerinden giderdi İzmir’e… Zaten toz toprak içinde vardığımız Eğirdir’de otobüs arızalandı. Akşam vakti biraz uğraştı, bilenler usta getirdiler arıza giderilemedi ve orada kalmaya karar verildi arıza yapılıncaya kadar… Konya’dan parça gelecekmiş, “işi acele olan var mı bir araçla gönderelim” dediler, ben çıktım, “Sabaha ben işe yetişeceğim patron kovar yoğsam” dedim. Bir mazot tankerinin yanına getirdiler ve şoföre “Bekir ağabey bu delikanlıyı götür İzmir’e başka araba yok” dediler. Tamam dedi bıyıklarını kıvratarak adamın ayağında körüklü çizme bacağında İngiliz süvari pantolonu bir acayip tip ve muavine seslendi “hadi oğlum Ömer hazırlan hareket ediyoruz”. Ben otobüsçüye gizliden dedim ki “benim güvencem ne abi bu adam benden bir daha ücret isterse?”. Tankerin şoförü duymuş sanırım başıma geldi söyledikleri çayı içiyordum ensemden, “Bana bak delikanlı, bir koyundan bir post alınır tamam m. İkincisi ete değer, post çıkmaz bizi sen soyguncu mu sandın benim senin gibi iki oğlum bir de kızım var korkma emin ellerde olacaksın” dedi. “Evvel Allah tamam abi” dedim ve tankere binip hareket ettik. Otobüsün muavini “Bu iyi türkü çığırır haa Bekir ağabey” diye beni işaret etti gitti. Hemen biraz gittik neresi olduğunu pek bilmiyorum. Bekir abi durdu “Ömer git oğlum aşçıya söyle tavukları kızartmaya başlasın” dedi. Bir petrolde lokantaya girdik “Bekir abi benim karnım tok ben tavuk falan yemem, siz yiyin” dedim, “Otur len yerinde burada benim sözüm geçer” diye azarladı ve kocaman bir tavuk geldi herkese. Zaten iştahım yerinde tavuğu götürdüm. Üzerine başka şeylerde yedik, yola revan olduk. “Hadi bakalım koçum bir şeyler söyle de dinleyelim, türkü şarkı ne biliyorsan olur” dedi. Bir iki güzel türkü söyledim. “Ooo sen baya ses sanatçıları gibi söylüyon be İsmail” dedi. İzmir’e varıncaya kadar birkaç yerde daha yemek yedik sanırım. Sabahın saat 9’unda İzmir’e girmeden bir evin önünde durduk kapıyı şiddetli bir şekilde çaldı. Bekir abi “Duymuyon mu len karı benim geldiği mi?” “Duydum yiğidim geciktim kusura kalma işte açtım” dedi eşi. Hilal yenge çay hazırlamış. “Bir oğlan daha buldum geldim sana bu delikanlı Konyalı İsmail burada lokantada çalışıyormuş ekmek parasına” dedi ve “Bizimkiler hala baba parası yiyor köpoğulları” diye çıkıştı. Çayları içtik “Biraz istirahat edin yoldan geldiniz efendi” dedi muhterem eşi Hilal abla… Ben hemen kalktım “Abi ben gitsem geç kaldım” dedim, “Tamam koçum” dedi ve karısına seslendi “Dolmuşu durdur karı” dedi. Kadın kapıya çıktı, dolmuşlar tam evin önünden geçiyordu, bir dolmuşa el etti. Hemen benim tahta bavulu aldık elimize dolmuşa geldik. Bekir abi “Oğlum Burhan bu delikanlı nereye kadar giderse oraya götür dolmuş parasını benden al tamam mı” dedi “Tamam, Bekir abi ayıp ettin bizden olsun anadın mı, kaç para da abi!”  (Bu insanlar biraz argo konuşurlardı İzmir Eşrefpaşa ağzından o yıllarda Eşrefpaşalılık bir ayrıcalıktı Ege de)
Yola çıktık çalıştığım yerde dolmuşun yolu üzeriydi. Eşrefpaşada çalışıyordum lokantanın önüne gelince orada indim ve işime yetiştim. Sonra Bekir abi ile daha sık görüşmeye başladık sık sık benim çalıştığım iş yerime gelir kafasını demlerdi. Bazen de “Hadi bize gidelim İsmail’im yengen seni özledi” der giderdim Allah razı olsunlar sağ iseler Allah sağlıklı ömür versin, ölmüş isler Allah rahmet eylesin. Oğlu Engin ve Murat vardı. Ve ablaları Nesibe de çok kibar ve sevecen bir abla idi. Öldüler ise Allah rahmet eylesin sağlar ise Allah hayırlı ömürler versin. Ellerinden öperim.

   
Beğendim... (194)

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Mathguard güvenlik sorusu:
O49         OS2      
9      E    O     DJ1
GJC   TTG   3HO      
K I    L      N   XDM
JNF         GQN      
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2020 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Advertisement