Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa
Takkeli Dağ yürüyordu Yazdır E-posta
 

Okunma Sayısı : 1679


 

Ecel gelir taviz vermez

“Hazır mısın” diye sormaz

Tatlı canı tende koymaz

Sarı yaprak dalda durmaz

Dökülür hep toprak anasına

 

Geçtiğimiz Cumartesi saat 14 suları idi. Çocuğumu Açık Öğretim Sınavı için bir okula götürmüştüm. Beklerken cep telefonum çaldı “alo” dedim, sevdiğim bir arkadaşımın oğlu idi. “İsmail Emmi Goca Anam (büyük annelere bizim köyümüzde böyle denir) vefat etti. Haber vereyim diye aradım. Bu ikindi namazını müteakiben kaldıracağız” dedi, içim cız etti “tamam guzum” diyebildim. Defalarca yazdığım yazılarımda belirtmişimdir köyümüz eşrafından Merhum Zeybek Mehmet amcanın sevgili fedakar eşi, can yoldaşı, çok sevdiği hanımı annem kadar sevip değer verdiğim sahavetli görgülü bir Osmanlı kadını olan Rabia yengemin ölümü beni çok sarsmıştı. Eşimi de alıp hemen evlerine ulaştım, cenaze hazırlanıyordu sordum “hastamı idi?” diye. “Yok iki gün önce hastalandı bugün doktora götürdük daha sıra beklerken, ‘beni eve götürün’ dedi. Bütün çocukları başında idik. Hastaneden geldik bir saat içerisinde hakkın rahmetine kavuştu” dediler.

Öyle olmalıydı ibadet dirisi, iyilik timsali kimsenin hatırını kırmayan, eşi bulunmaz bir can idi Rabia yengem. Eşi merhum Mehmet emmi hep onun ismini çağırırken “irazım” derdi. Birbirlerini çok severler aralarında sanırım hiç kırgınlık olmamıştı. Bu muhabbetlerine yansıyordu. Onun için çok fazla hasretine dayanamadı Mehmet emmi ve hemen yanına alıverdi o sevdiği eşini de. Rabia yengemi kabristanda defnederken içimden gelen duygularıma hakim olamıyor, coşan gönlümün acısı gözlerimden yaşların boşalmasına sebep oluyordu. Çünkü aynı köyde, aynı mahallede onların ellerinde büyümüştüm. Allah gani gani rahmet etsin, kabriniz cennet olsun, yattığınız yerler nur olsun.

***

TAKKALI DAĞ YÜRÜYOR MU İBREHEM EMMİ

Artık köyümüzün olgunlaşmış meyveleri dalda durmuyor ve tek tek dökülüyordu. İşte bir acı haberde iki gün sonra pazartesi günü geldi. Onunla da çok hatıram vardı.

Yıl 1957, bahara doğru idi. O gece uykularım kaçmıştı. Nedeni ise köylü deyimi ile sabah şehere gidecektim. Yaşım 12 idi. Rahmetli anacığım ve babacığım köylümüz Kırımlı İbrahim amcanın şehre gideceği haberini almış beni de onun yanına ısmarlayacaklar, evde olan birkaç çeşit patates, soğan, kabak çekirdeği ve keneviri akşamdan çuvallara doldurup sabah erkenden merkeplere yüklediler ve İbrahim amca ile yola koyulduk. Sattığımız metaların parası ile eve yağ, tuz, gaz  gibi şeyler alıp geri geleceğiz.

26 Ocak Pazartesi günü toprağa verdiğimiz İbrahim amca merhum “Hadi bakalım, Gara İsmail çok heves ettiğin şehri göreceksin sür eşekleri diye bana bir moral verdi sabah 5 te yoldayız, arada bir “aman İsmail hayvanları kıvrak sürelim, günler kısa, erken varalım mallarımız belki bugün satılır da handa rahatça yatar, yarın da erkenden döneriz köyümüze” diyordu. Çünkü babam ona “aman gardaşlık, gece Ismaylımı üşütme handa üzerine kaputu iyice ört” demişti. O da “merak etme sen birader, ben onu gözüm gibi korurum diyerek rahatlatmıştı. İçim güpürdüyor “acaba nasıl bir yer bu şeher” diye hayaller kuruyordum ki Karadiğin köyüne gelmişiz. Ben merkepleri sıkıca sürerken İbrehem emmi seslenmişti. “Buyur emmi” deyince “Bak şu karşıdaki Takkalı dağı gördün mü?” diye sordu. “Gördüm” dedim. Devam etti:Tam onun karşısına varacağız, şehir oracıkta..

Sevindim, çünkü yakın görünüyordu şehir…Ama biraz ilerledikçe sanki dağ kaçıyordu Beybes’e inmiştik “İbrehem emmi bizimle beraber o dağ da yürüyor mu acaba?” diye merakla sordum. Güldü merhum “Kaçmaz, kaçmaz” dedi.

Bende yol uzadıkça ümitler kırılıyor, bacaklarımın takati kesiliyordu. Beybes’te yarım saat kadar mola verdikten sonra “hadi bismillah” dedi, yine yola koyulduk. Benim durumumu iyi analiz eden İbrehem emmi “Gel gel, işte bu yolu bizler her gün böyle geliriz 45 kilometre. Guzum, gel seni biraz merkebe bindireyim” dedi ve beni merkebin üzerine bindirdi. Harmancık’a kadar geldik. “İn bakalım eşek de yoruldu canım, o da can taşıyor” dedi. İndim “Burası köy mü emmi” dedim, “Hee burası Harmancık köyü ya, geçtiğimiz yer de Karayüğ köyü idi” dedi. Ses kesildi. Çünkü konuşmak bile zor geliyordu bana.

Konya’ya erken indik. O tecrübeli adamın dediği oldu. Metalarımız erken satıldı. Bana bir etliekmek yedirdi. Götürüp hana yatırdı. “Ben biraz dışarıda gezip geleceğim hiç korkma uyu e mi” diye tembihledi. “Tamam” dedim ve o daha handan çıkmadan ben uyudum. Gece baktım üzerimi örtüyor korkmadın değil mi guzum ismaylım diyordu. Yok dedim ertesi sabah kalktık. Ellişer kuruş kendimiz için 25’erden 50 kuruş da merkepler için hancıya ücret ödedik, alacaklarımızı aldık, merkeplere binip erkence köye doğru yola koyulduk.

İşte beni ilk defa Konya’ya getiren değerli İbrahim amcamı Harmancık mezarlığına defnederken o sevecen ve babacan tavrını hatırladım. Hayalimden o anda 52 sene önceki yaşadığım duygularım, konuşmalarımız, olaylar canlanıverdi. Bu arada mahalle komşularımdan cami cemaati dostlarım da aynı günlerde ölenler kervanına katılıverdiler. Detseli Hamdi Akman, Sefaköylü Veli Doğan ve Çayırbağlı Akif Savaş hakkın rahmetine kavuştular.

İşte bunca düşünceler ile bazen sesli bazen de içimden bütün dualarımı onlar ve diğer ölenler için samimiyetle okudum okudum.. Ölenlerden helallik diledim… Allah sizlerden razı olsun rahat uyuyun.. Küllü nefsin zâikatül mevt. Her canlı mutlaka ölümü tadacaktır.. Bizler de geleceğiz, Rabbim hepimizi imanı kamilden ayırmasın…


   
Beğendim... (225)

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Mathguard güvenlik sorusu:
THL         PK5      
E W    W      F   UHY
38Y   BW4     8      
  5    K      9   6F5
LGT           L      
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2020 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Advertisement