Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.

Giriş Formu






Parolamı unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

İstatistikler

Üyeler: 2196
Haberler: 230
Web Linkleri: 7
Ziyaretçiler: 376395191
Anasayfa
Maryalıların Apalak Yazdır E-posta
 

Okunma Sayısı : 1614

Gilissiralı Maryalılar’ın Apalak,
Meşhur Deli Abdurrahman'ın oğlu...
Onun adı Abdullah’tı. Köylüleri ona kısaca Apalak diye hitap ederlerdi. Çok cesur, vurup kırıcı köyünü ve düşkünleri savunucu, hakka hukuka riayet eder kimsenin hakkını yemez kimseye de hakkını yedirmezdi.

 Pek laf altında ve başkasının tesiri altında kalmazdı. Köyü çok büyük bir köydü. Tabi bu köyün de çevredeki köylerden birçok arazisine ve ormanlarına zararlı düşmanları vardı. Kimi davar sürüleri ile araziye ve ekinlerine zarar verir, kimi ormanından odun kesip çalar merkeplerine yükleyip götürürdü.

Bunlarla Apalak devamlı kavga halinde olurdu. Çok cesur ve vur elli olduğundan zarar yapan diğer köylüler bunun gelişinden fena korkarlar hatta onların 40 50 kişilik gurup halindeki adamalarını bile tek başına hallederdi. Elinden hiç düşürmediği, yatağına bile onunla yattığı söylenen bir kılıcı vardı. Tek savunma ve taarruz etme silahıydı o. Yine diğer yabancı köylerin sürü çobanları köyünün ekili arazisine zarar verirlerse onlardan da her sürüden koyun ve keçileri bölerek alır gelir, köye onlardan çeşitli cezalar alarak caydırıcı olmaya çalıştığı söylenirdi.

Böyle cesur bir delikanlı olduğu için zamanın köy muhtarı, ağası köyün zengini olan dorba oğlu Ahmet ağa onu çağırmış, köy koruma işlerini köy bekçisi olarak yapmasını aynı zamanda ücret de almasını önermiş o da kabul etmiş ve köy bekçisi olmuş. Onu bir keresinde yine civar köylüleri odun yüklü merkepleri ile kalabalık bir insan gurubunu önüne katmış kovarken civarda çift sürmekte olduğu tarlasından görmüş olan muhtar Ahmet ağa onu peşinden şöyle sesleniyormuş: Vur Apalağım, döv Apalağım aferin cesur yürekli yiğidim gara Apalağım (biraz esmer olduğu için gara derlermiş ona köyde)

Hem onun cesaretinden dolayı içinden ağladığını hem de onu bu gücünden dolayı teşvik ettiğini söylerlerdi. Apalak Maryalı oğullarındandı o yıllarda soyadı çıkmadığı için lakapla anılırmış aileler. Babasına Deli Abdurrahman derlermiş. Maryalı oğlu Abdurrahman’ın Salih Abdullah (Apalak) Ahmet (Çolak hoca) Mevlit (Kör hoca) ve Hasan olarak zümbül hasanı 5 tane oğlundan ikincisi imiş Apalak. Babaları gençliğinde bir iftiradan dolayı aklına hafif bir noksanlık getirmiş ama kimseye zararı dokunmayan çok temiz dürüst bir Allah dostuymuş. Yalnız her işini iyi bilen kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan kendi dürüst ve yardım sever haliyle devam eden çok çalışan ama az konuşan bir adammış. Evinde çok otoriter, yanlışa prim vermeyen her istediğinin anında yapılmasından yana olan hatta emrine çocukları uymazlarsa onları silahla yaralama pahasına bile cezalandıran ve her akşam yemeğinden sonra çocuklarına-köy evlerinin ortasında evin tavanını tutan bir direk varmış- direği dolaşın yatın başkasının çirkine bulaşmayın dermiş. Ve eğer direği dolaşmazlarsa ağır ceza veren bir deli Abdurraman’mış.

Büyük oğlu Salih’in annesi yani eşi Ayşe Hanım vefat edince aynı köyden Sümbül Emine olarak bilinen çok güzel akıllı ve becerikli olmasına rağmen hafifçe gözünden arızalı olduğu için Kör Emine diye anılan bir hanım kızla ikinci izdivacını yapmış. Ondan da dört oğlu olmuş. Apalak bunların en büyükleri imiş. Burada Deli Abdurrahman’dan anlatılan bir anıya değinmeden geçemeyeceğim.
Bu köye bir gün köy halkınca tanınmayan ama namı duyulan Arap hoca namında bir zat gelmiş. Bu zatın civarlarda çok âlim bir zat olduğu dillerde dolaşıyormuş bizim bu köylülerde tevazu göstermişler. Bir öğle namazı vaktinde gelen imam efendiyi, öğle namazı cami çıkışı köyün zengin ağalarından biri evine davet eder.
O adamın evinin eşiğine kadar varan Arap hoca, kapıdan aniden dönüverir ve oraya misafir olmaz. Başka bir fakirin evine konuk olup “Ben burada karnımı doyurmak istiyorum” demiş. Nedenini merak edip soran cemaate “İlk evin sahibi duymadan siz de yemeğini yemeyin o adamın. O faiz yiyor bunu eşiğinde hissettim. Onun ekmeğine besmele çekilmez yanlış mıyım” deyince hem köyde hoca gibi geçinen hem de böyle faiz yiyerek insanlara yanlış örnek olan adamı köylüler zaten biliyorlarmış, bu yabancı hocanın tespitine hayran olmuşlar.

Bu misafir olunan evde yemek yenip sohbet başlamış herkes bir şeyler konuşmuş bir kenarda oturup sessizce dinleyen Deli Abdurrahman Arap hocanın dikkatini çekmiş, ona dönerek “Ağa sen hiç konuşmadın bir şeyler de sen konuşsaydın ya” deyince. O, “Ben deli tepek bir adamım hocam, ben ne konuşayım beni kimse dinlemez ki” demiş. Hoca “Konuş ağa konuş, seni ben bir dinleyeyim” diye ısrar etmiş. Abdurrahman da “Ağalar, bu dünya öyle bir dünya ki, kimi aşağı aşağı gider, kimi yukarı yukarı gider, kimi dekecombalak kılar, (takla atar)” demiş. Bu sözün çok manidar olduğunu sezen hoca “Devam et ağa aşağı gidenler kim? Yukarı gidenler kim? Takla atanlar kim?” deyince başlamış o Allah’ın sevgilisi deli, güzel insan anlatmaya:

Kimileri vardır çok zengin aile çocuğudur ama o zenginliğin kaynağı yetim hakkı fakir hakkı ve haramdır. O yukarda zirvedeki yerini koruyamaz, başlar aşağı aşağı gitmeye. Bazıları vardır. Temiz ve dürüst aile terbiyesi almış, hakka hukuka riayet eder, Allah da yardım eder o da yukarı yukarı gider. Bazıları da vardır ki, kökten bir şeyi yok asalette yok Allah onu dener, bol mal ve mülk verir. Adam yukarı doğru giderken şaşırır ne oldum delisi olur. Ve dekecombalak kılarak. İner gelir nasıl düştüğünü kendisi de bilemez. Gelirken de çok iyilere zararı dokunur

Arap hoca, “Ağa sen deli değil veli Abdurrahmansın! Sana deli falan denmez” deyivermiş. Hoca köyden hemen ayrılmak istemiş köyün bir güzel görünen yerine gelmiş ve çevresinde toplanan kalabalığa seslenmiş: Köyünüz çok güzel, yalnız yağmuru az olur iki yüksek dağınız var. Bir yağmuru çeker biri ise başka yere gönderir. Kabristanınızda üç tane şehidiniz var, onlara iyi sahip olun. Yazık ki köyünüzde faiz yiyenler çok bu büyük bir günahtır, bunlara mani olunuz. Ben şu karşı köyde birkaç dostum var onları ziyaret edip gideceğim” der.

O’nun dediği köy tam bizim karşımızda orada Mevlana’nın akrabası olduğu söylenen Horasan erleri var. Zaten köyde İlyasbaba Tekke köyüdür. Oradan hemen kaybolur, aradan beş dakika geçer, köylüler üzerlerinden şaşkınlık gidince “Ne yaptık biz yahu hocayı salıvermeyelim birkaç gün misafir edelim” derler ama asla hocayı bulamazlar. Karşı köye seslenirler “Oraya bir hoca vardı mı?” diye onlar da “Geldi ve gitti” derler.

Bu duyduklarımı anlattıktan sonra gelelim esas anlatmak istediğimiz Çanakkale şehidi Maryalıoğlu Abdullah’tan söz etmeye…

Böyle mert ve sert bir atanın çarkında yetişen Apalak da aynı babasının bu huyunu kapmış mertçe ve sertçe icraatlarına devam ederken ünü de civar köylere yayılmış. Köylerini karşısında olan ve İlyasbaba Tekke köyü olarak bilinen bir köyden Piç Osman namı ile tanınan  zamanın bir ağası sayılan saygın ama şerrinden de korkulan hep kötü insanlara yataklık yapmaktan çekinmeyen bir adam varmış. Onun kızı bu Apalağın namını duymuş zaten arazileri de karışık olan iki köyün insanları birbirine yabancı değilmiş. Bu hanım kız da Apalağı yakinen tanımaktaymış. Babasından ona kendisini vermesini istemiş, Apalağa haberciler gelmiş ve kızı istetmiş. Tamam, denir. Kısa süre sonra evlenirler. Kızın babasının başka evladı olmayınca, Apalağı evine gelmesi ve beraber oturmaları için ikna eder. O, köye göçer. Yine bekçilik işleri ile uğraşmakta Azgının Alızı zayıf fakir düşkün) yediği bir zaman olan Osmanlı’nın son dönemleri tebaasını kontrol etmekte güçlük çekiyor. Her cephede harp açılmış derdi. Boyundan aşkın bu denli karmaşık bir ortamda haklıyı haksızdan korumaya çalışıyor ama düşmanları da çoğalıyor. Bunlardan en azgını da yine kendi akrabası olan yakın bir köy olan Kumrallı’dan Deli Durmuş namı ile bilinen vurduğu vurduk, kırdığı kırdık bir oturuşta bir kuzuyu yiyen gaddar zalim ve çok güçlü bir adam. Aynı zamanda bu Apalak ile de yakın emmeteler (yani amca çocukları veya ayni sülaleden). Bu Apalağın ünü yayılınca Deli Durmuş onun ilerlemesini durdurmak ve şöhretini söndürmek için takibe başlar. Kendisi sürülerle davar sahibidir. Bir iki tane çobanı azgın köpekleri vardır. Yani önü kesilmez bir zalimdir. (Ben kendisine yetiştim 1950’li yıllarda 105 yaşında olduğu söylenirdi o zamanlar bile çok iri yapılı cüssesinden korkulurdu)

Apalağın onurunu kırmak için bir arazide onu uyurken yakalayan Deli Durmuş tek güvendiği silahı olan kılıcını alıvermiş. Apalak her ne kadar “Ağa biz akrabayız silah aldırmak onur kırıcı şeydir ben yeni sivriliyorum benim önümü kesme ver kılıcımı” dediyse de kabul ettirememiş. Apalak ona şöyle söylemiş: Bunu sana ağır ödeteceğim, bu kılıçtan daha kıymetli bir şeyini alacağım senin. O gücünü iki paralık edeceğim, bana deli Abdurrahman’ın oğlu derler bunu unutma. O da “Bana da deli durmuş derler sen de unutma elinden geleni ardına koyma, bana zarar vermeye gelirsen kelleni koltuğuna al seni benden kimse soramaz” demiş.

Doğru imiş o yıllarda güçlü güçsüzü hep ezmekte imiş. Evine gelmiş kayın babasına bir şey bildirmeden yatak odasına girmiş hanımına da bir şey sezdirmemiş. Yalnız Deli Durmuş’un davarının gece yattığı yeri öğrenmiş ve gecenin bir yarısında yataktan kalkmış 4-5 kilometre olan davarın yatak yerine doğru yola koyulmuş. Kendisi kadar cesur olan eşi Fatma da bunu haberi olmadan ardından kocasını takip etmiş. Davarın yatak yerine yaklaşınca Apalak bir kenarda anadan üryan soyunmuş (çırılçıplak) hanımı da aynısını yapmış ve takibe devam etmiş. Meğer o azgın köpek çıplak adama sarmazmış öyle derler. Sürünün içine Apalak köpekler hiç havlamadan girmiş hanımı da aynı şekilde arkasından girmiş ve Deli Durmuş’un başının altından onun çifte dolma silahını ve kendi kılıcını almış. Deli Durmuş’u dürtmüş “Uyan ahmak deli, gördün mü seni kim benden soracak” deyince dedi Durmuş koca Hasan namıyla bilinen ve çok güçlü iriyarı olan çobanına seslenmiş: Hasan vur şunu arkadan silahınla. O tam silahını Apalağa doğrultunca Apalağın cesur eşi koca Hasanın kafasına sopa ile şiddetle vurmuş. Hasan yere yığılmış. Fatma bacı “Hadi yiğidim aslan yürekli erim gidelim” demiş. Bir silah bir de kılıcı alıp gelmişler ve Deli Durmuş ertesi gün haber göndermiş “Silah onun olsun o benim akrabama onun düşmanlığı bana dostluktan daha iyi oldu ona kızmıyorum onu takdir ediyorum” demiş. Hanımına “Sen nasıl geldin Fatma?” diye kızacak olmuş Apalak. O da “Ben olmasaydım koca Hasan seni vuracaktı, yiğidim yatağımdan kalkınca böyle bir delilik yapacağını bildim, seni takibe aldım hata ettiysem işte kellem işte kılıcın vur boynumu” deyivermiş ve evlerine gelmişler.

Yine bir bostan bekçiliği sırasında Apalak bir grup göçerin bostanlara zarar verdiğini hem insanların hem de hayvan haşaratın ekili araziye zarar verdiğini görünce müdahale eder. Onlar da çok azgın göçerler. Ordudan daha çok mühimmata sahipler derlerdi bizim küçüklüğümüzde. Adana dolaylarından gelirler, at arabaları ve katırlar eşeklerle ve Ege’ye doğru giderler sonra dönüş yaparlardı. Panayır açarlar kızları çengi önünde oynatırlar, zalim bir göçer grubu idi. Bugünkü coni aşiretinden olduklarını zannediyorum. Apalak bunları sert bir dille uyarınca şiddetli bir karşılık görür ve elindeki silahını ateşler. Birkaç tane adamı çeşitli yerlerinden saçmalar yaralar. Ve kaçar gider bunların yatakçısı olan kayınpederine durumu izah eder. Kayınpederi, “Dur onlar şimdi gelirler” der ve dediği gibi hemen ona gelirler ve “Osman ağa bizi bir köpek daladı (ısırdı). Bu köpeği bul yoksa buraları yakıp yıkacağız” derler. Bu işlerde usta olan Piç Osman, “Oturun bir kahve için buluruz onu kolay” der ve kahveler yapılır. Göçer beylerine Apalak tarafından getirilip sunulur. Göçerler “Ağa bu genç kim?” diye sorunca, o da “Benim damadım sizi tanıştırayım. Gilissıralı Deli Abdurrahman’ın çevreye ün salmış oğlu Apalak” der. Göçerler kahveyi içip kalkmak isterler Piç Osman “Ne oldu durun soruşturayım kimmiş sizi dalayan it”, deyince ağalar “Vazgeçtik ağa bizi dalayan it kendi itimizmiş biz o kadar yarayı yalamakla iyi ederiz. Senin itin öldürse bile sana karşı elimiz kalkmaz, dilimiz söylemez” derler ve çıkıp giderler.

Rahmetli anneciğimin amcası olan bu Apalak anlatıldığına göre 1889 doğumlu, kardeşi Çolak Hoca namıyla bilinen Ahmet hoca 1891 doğumlu, onun küçüğü Mevlit Hoca 1894 doğumlu, en küçükleri Hasan 1897 doğumlu en büyükleri Salih de sanırım 1885 doğumlu idi. (Bunlar mevlit dedemden gayrisinin doğumları tahmindir9

Balkan harbi başlamış Osmanlı güç durumda, 21 milyon kilometrekare toprağa sahip imparatorluk hep toprak kaybediyor. Cephelerde harp var, içeride de istikrar yok, bu yaban köyden evli askere gitmez, bu hoca askere gitmez başına bir sarık dolayan bir fatiha bir kulhü (ihlas) bir Ayetel kürsi öğrenen hoca geçiniyor, askerlikten kırıyor. Evde iki erkek varsa biri askere gitmez, derken bir istikrarsızlık almış yürümüş.

Apalak da bu yabancı köyden evlenmesi dolayısı ile 23 yaşlarında, o kadar istemesine rağmen balkan harbine alınmaz. Bu yıllarda o hoca geçinip askerden kaçanlarla köyde kalır. Onların haksızlıklarını önlemek için Apalak çok çaba sarf eder. O da kayınpederi gibi bir kız çocuğu sahibidir. 1913 doğumlu Ayış adında bir kızı vardır. Ben bu Ayış yengemi iyi tanıyorum. Ne tesadüftür ki onun da Süleyman Ersoy Sırrı denilen beyinden bir tek İsmigül adında kızı olmuştur. O da hakkın rahmetine kavuşmuş. Üç tane oğulları var İzmir’de yaşamaktadırlar.

Bu sefer Çanakkale harpleri başlamış kendinden küçük olan Ahmet hoca Balkan harbinden sonra Çanakkale harbine gider, Apalağa bu durum fena dokunur ve köyüne gelip (Gilissiraya) yerleşir ve kendisi gönüllü asker olmak için orduya katılır. Çanakkale cephesine gider. Zaten silaha pek yabancı olmayan Apalak hemen cepheye sevk edilir kardeşi Ahmet hoca ile buluşur. İki kardeş hasret giderirler ve günlerce cephede omuz omuza çarpışırlar Maryalıoğlu kardeşi Ahmet şarapnel parçası ile yaralanır, ağzı eğrilir kolu çolak olur, hava değişimine köyüne gönderirler. Bu duruma içerleyen Apalak kahpe düşmana daha kindar bir hırsla saldırmaya devam eder. En ön cephelerde savaşırken bir gece taarruzunda top güllesi isabet eder göğsüne ve şehit düşer. Allah rahmet eylesin kabirleri nur olsun. Allah şefaatlerinden bizleri mahrum etmesin… Amin…

 

   
Beğendim... (306)

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Mathguard güvenlik sorusu:
HJY         UAL      
G F    F    X     WPX
P73   D1P   T5U      
  H    1    5 S   73P
6DB         Y43      
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2020 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Advertisement