Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa arrow Haberler arrow Son Haberler arrow Ramazan'ın ardından
Ramazan'ın ardından Yazdır E-posta

23 Eylül 2009 Çarşamba
İsmail Detseli’nin Memleket Gazetesi’ndeki yazısı.
Ah o eski Ramazanlar:
Eskiden beridir Anadolu’muzda Ramazan ayının atmosferi bir başka olur. Tabii Konya’mızda ve civar dağ köylerinde bu Ramazan’a yaklaşım bir başkadır.

 Belki de Konyalı oluşumuz ve geçmişten günümüze bu ortamları yaşamamız o günleri hatırlattı ve Ramazan bittikten sonra bu yazıyı yazmaya sevk etti. Belki yazmamamız gerekirdi ama olsun seneye kim öle kim kala, iyisi mi aklımıza düşmüşken yazalım eski yaşanmışları yenilere aktaralım.
Bize Konya’nın çok güzel görünmesi normaldir çünkü mayamız bu topraklarda yoğrulmuştur.
Hani derler ya eskiler : “yılana da yavrusu güzeldir” diye, bize de Konyamız güzel. Zaten ülkemizin her köşesi ayrı bir cennet ayrı bir güzelliği var geçenlerde Memleket Dergi’deki bir yazımda eski yaz günü Ramazanlarını yazmıştım. Şimdi bu yazımı köylerimizde kışa gelen 50 sene önceki Ramazanın köy manzaralarını anlatacağım.
Bizim köyümüzde o yıllarda Ramazan kışa rastladı mı, manevi atmosfer bir başka olurdu. İnsanlar genç, ihtiyar, hatta kadın – kız, kış avareliği olunca camilere akın eder, teravihlerde hoca efendiler Kuran’ın kısa ayetleri ile teravihleri eda ederler, işi çabuklaştırma yönünde çaba sarf ederlerdi. Çünkü o günün ibadet gelenekleri bugünden farklı idi. Sebebi her dört rekat teravihten sonra mutlaka müezzin üç İhlas-ı Şerif okurdu. İki rekatta bir selam veren hocaların müezzini ise bir İhlas-ı Şerif okurdu. Namazın sonunda Hoca Efendi mutlaka bir Tövbe İstiğfar duası yapardı. Bu da uzunca zaman alırdı. Ramazan ayı sonuna kadar bu kalabalık cemaat katılımı ve ramazan ayına saygı devam ederdi. Hatta büyüklerimiz,  küçük olup da namaza hevesli çocukları camiye devamını sağlamak için “Aman guzularım bayram bardağını götürmesin namaza ramazan sonunda da devam edin” derlerdi. Ama yinede bayram bardağını götürürdü. Ama bu günkü kadar değildi belki yüzde 5 fire olurdu.
Genç cemaatte daha başka davul çalma ve Ramazan topu atma hasletleri vardı. Köyümüzün vakfını idare eden şahıs, Ramazan ayı gelmeden bir kişiyi görevlendirir, bu işle o, hem akşam iftar topunu atar hem de gece davul çalardı.  Bu işi köyümüzde rahmetli İzzetin İsmail emmi, ya merhum Yuvalak Ahmet emmi, ya da Gökez Yusuf abi yapardı. Son yıllarda ise bu işin müdavimi aşık mevlidi(mevlit aslan idi)şimdi kim çalar davulu köyde bilmiyorum artık.
Köy vakıf başkanı davul için görevlendirdiği adama Ramazan boyu alacağı aylığı konuşurdu. O yıllarda 20–30 azami 40 lira olurdu bu meblağ. Aldığı üç kilo kadar kara barut uda ona teslim ederdi. Köyümüzün tam nirengi tepesindeki Hüyük denilen yerde, o kocaman top barut ve kuru sıkı ile sıkılanır, köyün camisindeki minareyi gözetler görevli Hoca Efendi akşam ezanını okumadan o topçuya işareti verirdi. O da elinde korlaşmış uzun değneği topun memesine değdirir gümmmmm diye patlayan top köyümüzün insanlarından başka 20-25 kilometre çevremizdeki köylerden duyulur ve onunla bir çok insan iftar ederdi.
Oruç bitip de bayram gelince davulcu emmi elinde davul ardında bir merkep çocuğu varsa o da yanında köyün içersinde davul çalarak dolaşır artık köylüler gönüllerinden ne koparsa bir iki kalıp sabun, belki bulgur buğday, hatta tereyağı gibi hediyelerle onun gönlünü alırlardı. Ramazanın bereketi bayrama yansırdı ama para olmazdı hediyelerin içinde. Zaten çok para yoktu köylülerde.
Eski Ramazan anılarında aklımda kalanları anlatayım da gülelim olur mu?
1950’li yıllardı. Sanırım kışın tam şiddetiyle hüküm sürdüğü aylara rastlamıştı Ramazan. Ben altı yedi yaşlarındayım. Bir gece kar diz boyu, tipi dersen vuuuu!! diye esiyor. Merhum İzzetin İsmail (Özdemir) emmi ihtiyar boynunda davul asılı, başına poşusunu dolamış eski beki elbiseleri sırtına doldurmuş, yanında oğlu merhum Hüseyin, o da kat kat giyinmiş soğukta koca köyü gezmek kolay değil. Hüseyin’in elinde bir köylülerce “lamba feneri”, aslında gerçek ismi “gemici feneri” var. Rüzgârdan pek sönmez korunmalı. Bizim ev köyün mihenk yerinde, orda durur bir müddet çalardı davulu. Çok aileler buradan davul sesine uyanırdı.
Ismayıl emmi sırtını poyraza dönerek hem davula tokmağı vuruyor hem de, “Oğlum Üseyin feneri hem örüzgardan (rüzgâr)koru hem de önüme tut ışık et ulen damdan aşağı uçacağım” diye bağırıyordu. Ben de merakla pencereden onları seyrediyordum ay ışığında. Davulun sesi sustu. Bu arada Ismayıl emminin sesi duyuldu. Merhum babama sesleniyordu Osmannnn babam, “Buyur ağa soba yanar mı gardaşlık yanar ağa aç kapıyı şu mereti bir gızdırayım”(ısıtmak) ötmeyiverdi.  Gidinin davulu tap tup edip duruyor gel ağa ısıt eve geldiler. Ben de doya doya davulu seyrettim, onlar da davulu ısıttılar tam evden çıkacaklar Ismayıl emmi “
- Oğlum üseyin!!
- Buyur baba!!
- Ben davula vurmadan sokağa çıkma, hatıpgilin köpekleri parçalar alimallah oğlum.
- Tamam  baba “
komşularımızın azgın köpeklerini kast ediyordu. Bu arada üzerlerine ısrarla saldırmakta olan köpeğin üzerine davula tokmağı vurarak hem yürüyor hem de köpekler hoşt diyerek yardımcı olan babama ise (ulen vay köpeoğlu köpekler vay arkadaş enik it oldu yavşak bit oldu ne yapan nörün arkadaş diye mırıldanıyordu. (saygısızlık yapan küçükler için kullanılan bir tabir)
Diğer bir davulcumuz ise halen sağ gökez Yusuf u idi. O ise ayrı bir neşe kaynağı idi köyümüzde. Herkes ondan bir muziplik beklerdi. Mutlaka o sokaklarda davul çalarken hangi evin mutfağını boş bulursa oraya girer, 8-10 yumurtadan yağ içinde yumurta yapar yer, sonra da artanını ev sahibine götürüp “Sağ ol eline sağlık bir daha böyle çok yumurta kırma artığı bir işe yaramıyor yarın ağzınız kapalı olacak” deyiverdi.  Kime piyango vuracağı belli olmazdı. Bilmem şimdi böyle bir şakayı kim kime yapar ya da kim bu ağır şakayı kaldırır.
İşte böyle muhabbetli ve hoş olurdu bizim köyde Ramazanlar. Ben şimdi diyorum ki ahhh eski Ramazanlar ve eski parasız ama sevgi muhabbet dolu bayramlar ahhhh.
Saygı ile…
 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement