Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.

Giriş Formu






Parolamı unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

İstatistikler

Üyeler: 2108
Haberler: 230
Web Linkleri: 7
Ziyaretçiler: 303638985
Şuanda 4 misafir bağlı
Anasayfa
1960 Kurban Bayramı Yazdır E-posta
 

Okunma Sayısı : 2884


İsmail Detseli'nin, 1960'larda gurbetteki köylülerimizin durumunu, köydeki köylülerimizin durumunu, yokluk günlerinde bir Kurban Bayramını anlatan hatırası. Yazıyı okurken gurbetteki hemşehrilerimize ağlamak serbest. Tüm köylülerimizin Kurban Bayramı mübarek olsun.

 

Soruyorlar genç nesiller “Hiç böyle, ahh o eski bayramlar, dediğiniz oluyor mu?” diye.
—“Olmaz mı? Tabii ki.” diyoruz,  “hani o eski yaşanası bayramlar” diye.
—“Neden? “
—“Şimdi bayramlar ya tatil için ya yurt dışı gezileri için ya bir çıkar menfaat için yapılıyor da ondan.”


Oysa benim o dediğim 1950–60’lı yıllarda Anadolu’da bilhassa Konya’mızda herkes üretici. Yurdum insanının %70’ten fazlası tarımla iştigal ediyor. Türk insanı Kurtuluş Savaşı sonrası, cıngasından zarar gördüğü bir ikinci dünya savaşı sendromu yaşamış, varını yoğunu o savaş yıllarında gelecek için stoklamış, o zorlu çilekeş yıllardan çıkalı 14–15 yıl olmuş. Türk köylüsü, kentlisi, sanayicisi bir türlü belini doğrultamamış. Yoktan var oluyor adeta. Kuru kavaktan düdük çıkarırcasına, çalışıp üretmeye çalışıyor. Ziraat aletleri yetersiz, tarım ilkel saban ve öküzle, eşekle yapılıyor. Ama ne var ki, o sevecen, o iyi niyetli, o yardımsever, o himayekâr Anadolu insanı birbirine sımsıkı sarılmış, kenetlenmiş, yaptığı her şeyi sadece Allah rızası için, sadece dini mübin ve İslam adına, insanlık adına birbirini seviyor, yardım ediyor. Başka ülkelerde adı duyulmamış, misali görülmemiş, imece gibi bir köylü işbirliği icat etmiş, yoksulların sadece Allah’ın rızasını kazanmak için elinden tutuyor. Başkaca bir düşüncesi yok. Bir de Anadolu insanı, bilhassa Konya’nın kırsal köy ve kasabalarından insanlar, akın akın büyük şehirlere gidip canhıraş oralarda ağır işlerde çalışarak kazandıkları ile köyünde kasabasında aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışıyor. Zamanın bütün iletişim zorluğuna ve onca maddi darlıklara rağmen, köy ve kasabada bıraktığı ana babasına, var ise eşine ve çocuklarına, hatta ihtiyaçlı yakın akrabalarına bayramlara özel, kesesine uygun bir şeyler alıyor. Ya bir gidenle bunları göndermeyi ya da bütün imkânlarını zorlayıp ata ana ziyareti ve sıla-i rahim yapmayı kendine bir görev sayıyor. Hayır dua alıp tekrar o diyar’ı gurbetin yolunu tutuyor.

İşte 1960’lı yıllarda bunlardan bir tanesi de ben idim. Zaman 1960 yılının kurban bayramı. Köydeki çok fakir olan ailem hiç kurban kesmemiş, ya da benim aklım erdiğinden beri kesilmemiş evimizde kurban. Her bayram günlerinde köydeki fakir çocuklarla birlikte, bayram namazı çıkışı, elimden tutulup bir zenginin evine gitmişim, onlarda yemek ve kurban eti yemişim, baklava ve revani denen tatlıdan yemişim, işte bu duygularla o yıl bende İzmir’deyim, yer Basmane tren garı civarları yani İzmir fuarının çevresi.

Keselerinde köye gidebilecek parası olanlar hediyelerini bayramlık o jelâtin kâğıda dürülmüş köydekilerin iştahını kabartan kâğıtlı şekerlerden alıp köylerine gitmişler. Ben o hengâmenin içersinde kendimi bir yalnız bir hüzünlü hissediyorum ki beraber bir han bucağında kaldığımız köylüm İsmetin Kadir diye bilinen benim bir nevi koruyucum bana sahip çıkan ağabeyimde köye gitmiş gel de sen hüzünlenme. O yıllarda insanlarda biri saygı sevgi vardı köylülerimizi büyüklerimizi sever sayar onların yanında sigara bile içmezdi gençler. İşte o yılların İzmir’deki gurbetçileri İsmetin Kadir ile ikimiz Çınarlı Handa kiralık bir odada kalıyoruz. Gön hanında ise Çorumlunun Seyit, Nakıpların Ahmet Can abi, Savak İsmaili merhum Karabacak İsmaili, Sırrı amca (Süleyman Ersoy), Sarı imamgilin Memiş, Mevlitlerin Rasim… Daha kimi sayayım. Yerleşik olanlar var Zümbüllerin Arap (Abdullah Özüdoğru), Kaytakların Mehmet, Ahmet Beygilin Mustafa amca, Ahmet amca, Mehmet amca (kürtoğlu derlerdi köylüler)  ve Ahmet Can, Çorumlugilin Seyit… Bunlar evlerini İzmir’e taşımış köylülerimiz ama köyden gelen genç nesle bir baba ana şefkati ile sahip çıkarlar, onunla mutlaka ilgilenirler. Ölenlere Allah rahmet eylesin, kalanlar da uzun ömürlü olsun inşallah. Bunlar hep yağ işi ile uğraşanlar. Benim gibi başka işlerde çalışanlar da var. Zümbüllerin Aziz, Delioğlunun Muslu, rahmetli Sarı Memiş amcalar gibi. Evliyalı Hüseyingilin Bekçi İsmail amca…

Kurban bayramına iki gün var arifeden bir gün önce çalıştığım iş yeri bana da bayram izini vermiş. Ben de köye gidenlerle anama babama kardeşlerime gücüme göre hediyeler alıp, yanında birazda para koyup, fazla kimseye ağır yük teşkil etmeyecek şekilde gönderdim. Ama yine de köyden geleli henüz 3 ay kadar olmu,ş sılam köyüm burnumda mis gibi tütüyor. İşte içerimdeki bu huzur bende bir hüzne ve karamsarlığa dönüşüverdi. Aşağı yukarı bütün köylülerim köye gittiler, ben de gitsem olur ama daha üç ay olmuş geleli. Üç ayda köye gidersen adamı kınarlar gülerler. Bu düşüncede var kalbimde. Han odasındasın, alışmadığın gurbette çamaşırını yıkayacaksın, söküğünü dikeceksin, yamanı yapacaksın. O yıllarda herkes yamalı elbise giyerdi köylü kentli… Pek yadırganmazdı bunlar. İyi bir tarafım ise, yemek yapma ihtiyacım yok, çünkü çalıştığım yer aş evi. Derken konuya dönelim, fuar civarındayım demiştim ya, baktım Anadolu’dan kurban satmaya gelmiş kamyonlar kenarlara park etmiş, malların bir kısmını indirmiş bir kısmı üzerlerinde etraflarını çadırlar ile çevirmişler. Şöyle baktım kamyonların % 70’i Konya plakalı. Eskiden beridir Konya ile İzmir arasında büyük bir diyalog vardır. İzmir’de çok Konyalılar vardı ve şimdi daha da çok. Çünkü artık yerleşik en azı 50 senelik İzmirli oldular.

Ha, o yıllarda böyle plakalar harf ve rakam ile değil sadece Konya kamyon 540 İzmir taksi Ankara kamyon 320 diye plakalar var araçların ön arka ve yan kasalarında. Gözüme büyük bir Man kamyonun levhası takıldı “Konya kamyon 348” yazıyordu kasa kenarında, hiç unutmuyorum. Bir ikindi vakti idi. Şöyle gülerek muhabbetle yanlarına yaklaştım satıcı Konyalıların. Günlerin haziran ayına yakın olması, bilhassa İzmir’de havaların sıcak seyretmesine rağmen kurbanlık satıcıları ve nakliyecilerin paltolu görünmeleri yadırganmaz. O yıllarda bu günün battaniyeleri ve başka bürünüp sırt ısıtıcı malzemelerin olmaması, o günlerin soğuktan korunma geçerlisi olarak ya palto olacak, ya askeriyeden eskiyip satılmış askeri kaput olacak. Ya da kuzu yününden özel olarak yapılmış çobanları yağmurdan kardan soğuktan koruyan kepenekler olmalı idi.

Ben de o yıllardan kalma bir tecrübemden söz etmek isterim. Büyük şehirlerde olsun kırsalda olsun büyük baş hayvanlar ve deve filan kurban için pek tercih edilmezdi. Ama zamanın eti lezzetli olan tiftik keçisi, koç, koyun ve toklu gibi küçükbaşlar daha çok kesilirdi. Bunun kökeninde ise gerçekte maddiyat mevzubahisti. Şimdi ise büyük baş hayvan kurban kesenler ekonomik yönden daha kârlı. Hele 6–7 kişilik ortaklar hem etin fazlalığından, hem de parasal maddiyatın azlığından bu tercihi yapmaktalar. Bir de küçükbaşlara nazaran büyük başların et verimi daha yüksek ve bilhassa sığır eti uzun süre evde saklamada da elverişli olduğundan mecburen buna yöneliyorlar.

Yere bir tencere bulgur pilavı salıp koymuşlar dumanı tütüyor. Yanına birkaç kuru soğanı da yumrukla kırıp koymuşlar, çünkü soğanların kesilmediği belli. Tandır ekmekleri dizilmiş serginin üzerine. Ellerinde tahta kaşıklar, yanlarında kayısı hoşafı da var. Öyle iştahlı kaşık atıyorlar ki pilava... Selam verdim, gülümseyerek bana baktılar ama ağızları dolu idi selamımı zor aldılar. Orda rahmetli babamın bir sözü aklıma geliverdi. Bazen yemek yerken evimize bir iki misafir geliverse evde fazla yedek kaşığımız olmadığından kaşıkları yanımızdaki ile değişirdik. Babam o zaman şöyle derdi  “Hadi canım idare ediverin bakalım dokuz aptal bir kaşıkla yemek yiyip geçinmişte yoldan geçen selam vermiş ağızları dolu olduğunda selamı alamamışlar.”  Espri olsun diye söylerdi ama sözde gerçekmiş tabi. O yıllarda zaten evlerde kıt olmayan bir şey yok ki, her şey kıt.

Neyse adamlara nerelisiniz emmiler dedim? Benim cüsseme göre samimi konuşamama bakarak beklenmedik bir durumdu onlar için belki. Bir tanesi sorumu cevapladı
-“Gonyalıyız deliğanlı sen nirelisin bakalım?” 
-“Ben de Gonyalıyım.”
-“Neresindensin?”
-“Gilissira Köyünden”
-“Bu Gilisira kaza mı köy mü? Ni tarafa düşüyor?”
- “Hatıp - Hatunsaray tarafında”.
-“Biz bilmeyiz o yanı. Biz Karapınarlıyız” dediler.

Ama olsundu Gonyalılar ya yeter. Konuşmaları bile benim sevincime yetiyordu.  Yanlarına oturdum, teklif bekliyordum pilava buyur desinler diye… Demezler mi? Hemen biri “Özlemişsindir bulgur pilavın deliğanlı, epeydir buradaysan gel hele pilavdan birkaç kaşık alıvır” dedi. Hemen yanaştım daveti ikiletmedim. Bende yedim iştahlıca, onlarla biraz sohbet ettik, yanlarından artık ayrılacağım, kahramanlar semtinde dayım var onlara misafir gideceğim. Ne kadar yokluklu, ne kadar köylü ve yaşım ufak olsa da görgülüyüm. Kurbanlık toklular o yıl seksen - yüz liraya satılıyor. Bir tane büyük koç var kenarda ayağı topal. Sanırım araçta sakatlanmış onu sordum adının Veli olduğunu öğrendiğim emmiye.
-“Bu koç kaç lira Veli emmi?” 
-“Sana 50 gayme olur aslanım” dedi.
Sonrada Konyalıca sordu yine
-“Nöğrecen o goçu dedi?”
-“Dayımgile alıp gidecem, yengeciğime sürpriz yapacam, hem de gurban kesecem” dedim. Adam başını kenara doğru bükerek bıyık altı bir güldü. Ve yüzüme baktı:
-“Olmaz garam olmazzz” dedi.
-“Neden emmi ben güççüğüm diyemi? Yoğsam param yok mu sanıyon? Bak ihi 80 liram var valla” dedim.
-“Yok aslan hemşerim yanlış anlama, topal goçlar gurban olmaz da ondan dirim” dedi.
-“Haa” dedim, “Öyle ise almam, ben 80 liraya bir goç alsam hem cebimde başka param, harçlığım kalmaz hem de ele güne karşı rezil olurum. Burası elin memleketi, İzmir gibi böyük şehirde” dedim.

Ve onların ellerini öpüp hasretimi giderdikten sonra “Allah ısmarladık” deyip akşam vakti dayımla yengem merhumların yanına vardım. Onlara olayı anlattım. Rahmetli yengem benim anlattıklarıma bir hayli güldü bu işgüzarlığıma, dayım ise biraz kızdı ve “bir daha sakın böyle bir şey yapma bana sormadan” dedi. O bayram öyle geçti. Ertesi seneki bayramda ben de eller gibi köye geldim ve getirdiğim para ile babam rahmetli bir kurban aldı. İlk defa evimizde kurban kestik. Babam anam hem seviniyor hem de güzel leziz ve yakışıklı görünen kısır keçiyi keserken ikisi de bin bir dua okluyorlardı. Anacığım hemen babamın çıkardığı kurbanın ciğerini tertemiz yıkadı pişirdi. Kardeşlerimle beraber evimizde ilk kurban kesip yemenin sevincini yaşıyorduk.

Şimdi mi?, haa Allah’ıma bin şükür çoluğumla çocuğumla torunlarımla hep birlikte kurban kesmenin, bayram yapmanın mutluğunu doyasıya yaşıyorum. Bu yıllarda da telâşemiz var tabi. Artık gençler bu işleri biz tecrübelilere yıkıyorlar, pek umursamıyorlar işleri, kurbanı, bayramı filan. Nasıl olsa babamız var o alır, pazarlığını yapar deyip. Biz de eskilerin güzel deyimi ile bin işçi bir başçı deyip onları da yanımıza alıp büyükbaş kurbanı tercih edenlerdeniz. Artık damatlar, oğullar, kızlar, gelinler derken işler yolunda olup gidiyor. Allah sağlık sıhhat verince zorluk vermez inşallah. Bir de şuna şahit oluyorum son yıllarda: Daha kurban kesilirken başımıza üleşen o Konya’nın bazı malum mahallerinden gelen dilenci kadınları başlıyorlar rahatsız etmeye. Adamın yapacağı hayrın da ecrini kaçırtıyorlar. Bir tanesinin konuşurken şahit olduğum sözlerini aktaracağım sakın şaşırmayın. “Geçen yıl kurban bayramında ben yemiş kilo et toplamışım” diyordu arkadaşına. 10–15 kiloluk bir kurban alıp ta kesmek için bütün varını yoğunu harcayan yoksul kesim insanlarının kulağı çınlasın yazık. Babam merhumun o veciz sözünü yine hatırladım. Aptalın unu tükenmiş köylü çeksin tasasını. Kurban kesmeyip de başkasının sırtından geçinmeyi adet haline getirenlerin kurban kesenler çeksin tasasını diyorum. İnsanları da bu konularda uyanık olmaları konusunda uyarıyorum.  Ama yine de o eski samimi yılları mum ile arıyorum desem yalan söylemiş olmam. Çünkü insanlarda riya yok sevgi vardı. Saygı ile


   
Beğendim... (245)

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Mathguard güvenlik sorusu:
IB8         QQK      
  N    W    R     QXJ
F8K   GET   N9J      
  N    N    Q T   PSK
7W7         O9M      
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2019 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Advertisement