Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.

Giriş Formu






Parolamı unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

İstatistikler

Üyeler: 6726
Haberler: 230
Web Linkleri: 7
Ziyaretçiler: 428160955
Anasayfa
Yağcı Gilisalılar Yazdır E-posta
 

Okunma Sayısı : 4804

Yıl 1968… İstanbul’da iyi bir işim vardı. Seyyar zeytinyağı sabun deterjan zeytin satışı ile ilgileniyordum. Haftalık mahallerim var her gün bir mahalleye gidip orada veresiye peşin sırtımda götürmüş olduğum malları satıp geliyorum.

Haftalık mutad olarak mal satmaya gittiğim mahallelerim vardı. Örneğin, Pazartesi Bakırköy’e Salı Beşiktaş’a Çarşamba Kurtuluş’a, Dolapdere’ye Perşembe Zeytinburnu’na Cuma çarşı diye adlandırdığımız Beyazıt, Tahtakale, Mercan, Laleli, Mahmutpaşa, Kapalıçarşı taraflarına gidiyorum. Buralardaki esnaf müşterilerimizin siparişlerini alır taksitlerini toplardık. Cumartesi Ortaköy, Pazar ise Cihangir, Kuledibi’ndeydik. Bu semtlerde sırtımızda ‘zembil’ tabir ettiğimiz deriden yapılmış bir yük taşıma sepeti vardı. Zembil içine yağ ve diğer deterjan, zeytin gibi mallarımızı yükler, omzumuza alır, bu semtlerde taksitle satardık ve bu böyle devam ederdi.
Ben size işimi anlatacak değilim. Aslında anlatsam bir film gibidir hayat hikayem ama benim esas anlatacağım olay şu…Bir Cuma günü yine çarşıda işim vardı. Kapalıçarşı’nın Beyazıt kapısı tarafında bir han vardı. Adı Yolgeçen hanı idi. Hani bir deyim vardır “Yolgeçen hanı mı burası” diye… İki tarafında ancak bir insanın geçebileceği kadar yolu olan bir handır burası. Ancak içerisi çok geniştir ve esnafla dolu üç katlı bir iş hanıdır. Bu handa çok değerli birkaç tane ayakkabıcı ve diğer esnaflardan müşterilerim vardı. Bu müşterileri dolaşmak için hana girdiğimde çok tatlı bir ses duydum ardımdan, “Yağcı efendi, bakar mısın!” diye. Kibarca bana sesleniyordu, biz yağ sattığımız için bize “yağcı” veya “yağcılar” derlerdi. Onun için hitabın bana olduğunu anladım. Döndüm baktım ayakkabı ustası önlüklü bir adam.

Buyurun” dedim. “Senin adın İsmaildir” dedi? “Evet” dedim, o da yan taraftaki büyükçe bir imalathaneyi işaret ederek, “Benim atölye şurası müsait zamanda bana bir uğrarsın?” dedi. “Olur” dedim ve boş müsait bir zamanda uğradım yanına. 8 -10 tane çalışanı olan büyük bir ayakkabı imalathanesiydi. İçerde ayriyeten bir bölme vardı. Kalfalara “Ustanız nerede?” diye sordum, içeriyi işaret ettiler. Kapıyı tıklayıp girdim, hemen usta ayağa kalktı “Buyur İsmail beğ, buyur” dedi. Yer gösterdi, oturdum “çay” dedi “evet” dedim. Hemen dışarı seslendi “bize iki çay oğlum”, çaylar geldi. Kendisi burada ayakkabılara model hazırlıyor, saya kesiyordu. “Seni niçin çağırdım biliyorsun İsmail beğ?” diye sordu. “Bilmiyorum” dedim. O devam etti “Sizden alışveriş yapmak istiyorum, seni burada birkaç esnaf arkadaşım tavsiye etti, dürüst dediler, kibar dediler, onun için anlaşırsak senden taksitle mal almak isterim, bizim cemaatten burada İstanbul’da çok vardir” dedi ve “İstersen o müşterilerine beni sorabilirsin acele yoktir ben bir hafta daha beklerim” diye devam etti. Ben onun iyi niyetine bakarak “Beklemeye gerek yok, söyle istediklerini getireyim” dedim. Bir hayli mal sipariş etti ve ödemeler üzerinde anlaştık. Bana “Neden beni sormuoorsun, hadi ben sahtekârsam” dedi. Ben de “Sahtekar böyle mert konuşmaz, biz de adam sarrafıyız” dedim.

Selçuklu’nun adaletini duyan ve bilen atalarımız, oğullarını Diyojen’in ordusundan alıp Selçuklu ordusu saflarına katmışlar. O gün bugündür hepimiz birer Anadolu çocuğuyuz.
Bununla alışverişlerimiz bir hayli devam etti. Veresiye defterimdeki kayıdı ise sadece Ayakkabıcı Artin usta idi. Evleri Bakırköy’deydi, ben istediği malı eve bırakıyorum, madam siparişleri veriyor, Artin usta da ödemeleri haftalık aksatmadan yapıyor. Yalnız bu adam Rum değil acaba nedir diye merak ettim. Terbiyemden dolayı da bir türlü milletini soramam. Bulunduğu bölümdeki fotoğraf ve figürler bana çeşitli fikirler veriyordu. Mesela Hz. Ali’nin kılınçlı posteri, İsa peygamberin çarmıha gerilmiş figürü, Osmanlı padişahlarının resimleri vardı. Bir gün uzun sohbette samimiyetimizin arttığı bir gün soruverdim her şeyi,  “Artin usta Artin ismi ne demek, siz Rum musunuz, Alevi misiniz, buraya nereden geldiniz, nerelisiniz?” O “Yahu İsmail beğ, isimden evvel cisme bakacaksin. Biz de insanız nereden geldiğimizi değil nerde olduğumuzu, niçin burada olduğumuzu soracaksin” dedi. “Evet” dedim. Biz tam bin yıllık Selçuklu ve Osmanlı çocukları torunlarıyız. Biz Ermeniyiz ama daha Malazgirt savaşından önce Selçuklu olmuşuz. Diyojen’in ordusunda bulunan Ermenilerin genç askerleri Diyojen’in orduları ve onun idaresi daima güçlünün yanında olduğunu ve güçsüzlere zulüm yaptıkları için

Sen nasıl Konya’dan ticaret ve ekmek parası kazanmak için İstanbul’a gelmişin biz de Anadolu’nun herhangi bir şehrinden ekmek parası için buralara gelmişiz. Bizler de dedelerimiz gibi Türk milletini ve bu vatanı çok seviyoruz. Bu resim ve figürlere bakarak bana soruorsan bizim dinimiz Hıristiyan İsevi, ama ben bu düşünen kafamla çok çelişkilere düştüm. Baktım Hz. Ali, güçlü ve doğrunun yanında, onun resmini astım. Onu severim. İsa peygamberin çarmıha gerilmiş figürü ise hikayesinden çok duygulandığım içindir, onu da astım hem de dinimin peygamberi. Selçuklu sultanı Alpaslan’ın ve Osmanlı padişahlarının ve paşalarının resimleri ise onlara karşı duyduğum muhabbet ve sevginin gereğidir bu Osmanlılar ve Türkler öyle asil bir millet ki himayesinde bulunanlara sınırsız özgürlükler vermiş. Onları askeri ve idari en yüksek seviyelere getirmiş paşa yapmış kolağası yapmış bizde o paşalardan birinin çocuklarının çocuklarıyız.“Peki yeri gelmişken sorayım, yanlış anlama ama Müslüman olmayı hiç düşünmediniz mi?” diye sordum. O da “Düşünmez olurmuuz bee çok düşündük hatta çok niyet ettik Allah nasip etmedi” dedi. “Neden?” diye sordum. “Dinimizin bazı yanlışlarını görünce ailecek karar verdik Müslüman olalım diye, ama Müslümanların içinden bir sahtekâr çıkti bizi ve bir yakınımızı dolandırdı, çeşitli şekilde bize yanlışlar yaptı. Bizim niyetimizi değiştirdi” dedi. Eğer eski Selçuklu ve Osmanlı yaşayışı ve o dönemin dürüst insanları olsa bu dünyada başka din mensubu kalmazdı. Bunu sana rahatlıkla ifade edebilirim ama ne yazık ki sizinkilerin de çok yerde bizden veya bir başka din mensubundan farki yok.

O zaman din değiştirmeye gerek yok ama biz bu cennet vatanın çocuklarıyız, bu vatanımızı çok seviyoruz burada ilelebet kalmak istioruz. Yalnız Osmanlının zayıf dönemlerinde bizim kandırılmış Taşnak çeteleri de Türk ve Müslüman Anadolu halkına başkalarının kışkırtması ile çok eziyetler etmiş. İki millet arasına kin tohumları ekmişler. Biz bu ülkede hiç ikinci sınıf vatandaş olmadık. Hiçbir ayrıcalık yaşamadık ama dış mihraklar, Türk toprakları üzerinde emelleri olanlar bizim ırkımız gibi zayıf ve farkli kültürden milletleri kullanıyorlar. Bunlar Rumlar olabilir Ermeniler olabilir, Kürtler olabilir. Bu emperyalistler felek sırtından kelek kesioorlar. Bize ve güzel yurdumuza zarar veriyorlar ve bu daha çok sürecek sanirim” dedi. Artin ustanın anlattıkları kalbimin derinliklerinde iz yaptı ve otuz sekiz sene önce söylediklerinin bugünlerde gerçek olduğunu görmek beni ürpertti. Çünkü dinden soyutlanmışız, ne dinimizi iyi yaşıyoruz ne de başkalarına dinimizin güzelliklerini anlatabiliyoruz… Yazık ki ne yazık. Sohbetten sonra “Benim bir kız kardeşim var, eniştemin işleri pekiyi değil onlara da yağ ve başka malzeme verirsen ödeyemedikleri yerde ben yardımcı olurum” dedi. “Hay hay” dedim adres isteyince, “Bizim madam size evlerini gösterecek, onlarda Bakırköy’de oturuorlar” dedi. Bakırköy’e vardım Artin ustanın eşi Madam Eleni bana görümcesi olan Madam Ağavni’nin evini gösterdi ve “Ne isterse sölesin yağci efendi ben karişmam” diyerek sertçe yanımızdan ayrıldı. Anlaşıldı ki madam Eleni görümcesini sevmiyordu. Madam Ağavni bana siparişleri verdi, bir hayli vardı sanırım 60 lira civarında tuttu. Beyinin işyerini sormak lüzumunu hissetmedim. Mallarını götürüp teslim ettim. Her hafta uğradığımda madam Ağavni kendi taksitini veriyor ve tekrar siparişi varsa söylüyordu. Bu alışveriş bir hayli sürdükten ve madam Ağavni’nin 30 lira kadar borcu daha varken bir gün madam Ağavni’nin evden taşınmış olduğunu gördüm. Komşuları nereye gittiklerini bilmediklerini söyledi. Artin ustanın hanımı Eleniye sorduğumda “Ben sana demedim mi karişmam” diye dedi ve ekledi “bilmiorum bana heç sorma.” Madam Eleni Rum, Artin usta ermeni idi. Bazen dini konularda bile evlerinde tartışmalar yaşandığını bana samimi olarak anlatırdı Artin usta… Aradan bir hayli zaman geçti… Bir Pazar günü topluca mal dağıtmak için gittiğim Kurtuluş’ta sabah 10’da bir kiliseden Hıristiyanların kadın çoluk çocuk ibadetten çıktıklarını gördüm… Safça onları seyrederken birden bir madamın “Oooo yağciii, nerelerden geldin?” diye boynuma sarıldığını görünce utandım. Madam Ağavni’yi güçlükle boynumdan ayırarak “Yapma madam, elin içinde sokak ortasında ayıp oluyor, benimde burada müşterilerim var” dedim. O “Hayır neden ayıp olacak, ben seni bir kardeş gibi sevior be” dedi. Çevredekilerin şaşkın bakışları arasında beni kolumdan tutup az ilerdeki evine götürdü ve evini gösterdi. İlla bir kahve içmemi istedi. İçeri buyur etti, ben girmek istemedim. O yıllarda Madam Ağavni 35 ben ise 24 yaşlarında idim, ama madam beni evine sokmakta o kadar ısrarlı idi ki beni zorla eve aldı ve iki kahve yaptı. İki çocuğu vardı madamın… Kızı matmazel Zali oğlu Dino da yanımıza geldiler ve onlara “Biliorsunuz çocuklar İsmail ağabeyiniz bizim yağcidir” dedi. Çocuklar da ‘biliyoruz’ der gibi tasdik ettiler. Kahveleri içtikten sonra ben malların bir manavın önünde olduğunu ve dağıtmam gerektiğini söyleyip müsaade istedim. O beyi Mıgırdıç’ın dükkânının adresini verip kalan borçlarını oradan tahsil etmemi ve tekrar alışveriş yapabileceğimizi söyledi. Ve gelinleri madam Eleni yüzünden ağabeyi ile bile aralarının açık olduğundan şikayet etti. Ve adresini bana verilmek üzere gelinlerine bıraktığını söyledi. Gelin Eleni’den o kadar şikayet ediyordu ki sormayın gitsin, “İsmail beğ onun yüzüne bakılacak yeri yoktir be. Bana ne iftiralar atmıştir, Müslüman oldi diyerek, toplumda benim kariyerimi sarsmış ve en sonunda beni fahişelikle bile suçlamıştır” dedi ve “Benim karakterim bu, ben insanları çok seviorum. Onun için de içimdeki sevgiyi dışarı çabuk vuruyorum. Bugün sana sarildiğim gibi” diyerek samimiyetini belirtiyordu. “Müslüman olduğun doğru mu?” diye sordum. “Niyet etmedim desem yalan olir ama her defasında bir aksilik oldi, yapamadım bazen ekonomik konular bazen de çeşitli yanlışlıklar bir de İslamiyet hakkında bir dürüst kişiden bilgiler alamadık her teşebbüsümüz yanlış anlaşıldı” diyerek abisinin ifadesini doğruluyordu.Ben beyinin dükkânını bulduğumda ihtiyarlamış çökmüş bir adam buldum karşımda. Sanki 60’lık zannettim. Vida ve somunlara takılan sanayi pulları imalatı yapan bir şak şuk makine bulunan ufak bir atölye idi burası. Kuledibi’nde mütevazı ama benden bile hanımını kıskanan bir titiz adamdı. Neyse bir akşam yemeğine davet ettiler de benim ne derece samimi ve dürüst biri olduğumu görünce kıskançlığı gitti. Hatta benim ona espri olsun diye “Enişte” demem onun üzerinde büyük bir şok etkisi yapmıştı. “Neden enişte diorsun bana İsmail beğ?” sorusuna ben “Madam Ağavni Müslüman olmaya niyet etmiş ya olursa o benim kardeşim sen de eniştem olursun” dedim. O da “Evet bazen beni de çok sıkıştırıor Müslüman olalım diye ama henüz ya hazır değiliz ya da nasip olmuor kısmet be” diyordu. Onlarla satıcı müşteri ilişkisinden daha ileri giden dostluğumuz 1970 yılı son aylarında kesildi. Ben seyyarlık işini bir başka akrabama devredip Konya ‘a döndüm sonra akrabam vasıtası ile onlardan çok selamlar aldım. Şimdi ise hiç görüşmüyoruz. Sağ iseler Allah uzun ömür versin. Müslüman olarak öldüler ise, ki çok meyilli idiler Allah rahmet eylesin yok Hıristiyan olarak öldülerse toprakları bol olsun.
Sen iyi olursan sana gelen de iyi olacaktır…
Sevgi ve saygılarımla…

İsmail DETSELİ

 

   
Beğendim... (599)

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 

Yorum Sayısı: 2 / 2

Double penetration in Bulawayo Zimbabwe view 15 pr

Yazan:: Earleziple () Tarih: 10-05-2022 06:56

Double penetration in Bulawayo Zimbabwe view 15 pr

Yazan:: Earleziple Tarih: 10-05-2022 06:56

mmmm no... yes, but no... 
Among my best friends was Masha. A beautiful blonde 18 years old with a model appearance, blue eyes the same height as me, breast size 1, the same snow-white skin and a beautiful booty. She, like me, because of the "low scores" did not become a student from the "Major League", although she admitted that she graduated with a gold medal. Because of the model appearance, the guys "glued" to her, so she was afraid to make friends with them, although she noticed a brunette named Sasha, who chatted only on "worldly" topics. Masha was much more sociable than I, although she experienced incredible embarrassment in "our" team. It was immediately clear from her that she was from a wealthy family: she wore an iPhone of the latest model, often talked about trips and chic birthday gifts. I had nothing to stand out: the most expensive decoration of my body was a heart-shaped pendant around my neck, which I inherited from my late grandmother. In order to become more sociable, with the consent of my parents, I decided to move to a hostel, and Masha advised me to do this in order to help me become more "liberated". Allegedly guessing about my financial problems, she insisted on settling in one room. Having promised that she would take care of me, on the same day I moved out of my parent's kopeck piece and moved to live in a hostel. Climbing the stairs to the second floor, with bated breath, I imagined adult life, when no one is watching you, since Masha could help me with this. Entering my room and sitting on the bed, I only now realized my mistake: breaking away from the "family nest", I doomed myself to constant stress, from which insomnia immediately appeared. 
In turn, the student, sensing Mishkin's helplessness, grinned and looked under the dressing gown again. Mishka had a very good idea of ??what could be seen there, since before the road he watched his mother himself, when she was getting ready and in a hurry did not pay much attention to him. Beautiful pink panties, which he really liked. I must say that he knew all her underwear well, having meticulously studied the contents of her closet earlier. There were also various exciting items - belts with straps for attaching stockings, beautiful bodysuits ... The memories of this acquaintance with the mother's wardrobe always pleasantly excited. 
She looks to be 28-29 years old. 
massageescort.biz/norway/ halden-2  
Oh thank you honey. I'm so glad to hear that. You can't even imagine how you won us over these two days. Jess watched me carefully as the car stopped at a red light. Alex's smile disappeared from her face. You might think I'm crazy, but... Can I kiss you? 
I rose above a couple, one of which was my half, which was hidden from me by the rather wide back of a young virgin boy, Verka moaned, hugging his legs from above with hers, leaning down, but some kind of force lifted her back. 
Eldas and Darg slept on the left side of the wagon on a large pile of straw, which was intended for horses, in case the robbers suddenly found themselves in an area where there would be no grass and foliage. Gorr and Oravan sat opposite, near chests of weapons and provisions. The wagon ended in two large cages. In one sat Rarra (28 years old, 173 cm, 58 kg, slender, panther woman, smooth black hair, forest dwellers guild), who looked thoughtfully into the distance. In the second, a small blonde Naza (21 years old, 144 cm, 33 kg, average build, short, white, farmers' guild), who cried loudly and begged to be let go. 
My mother - Valentina - is a very beautiful and sweet woman, but very shy and surprisingly closed on the topic of sex. At least it was. A brunette with a caret, soft, thin features and sparkling, kind eyes. A pleasant figure, a little plump tummy, a little full, but moderately legs, wide hips. In general, a dream MILF. But we never had anything sexual before. She seemed to ignore the fact that sex exists. Even in my room, which was hung with posters of art of foots in the midst of sex, or sweet cockgirls - porn stars, including on the computer desktop, she blushed very much, but did not say a word about them. I didn't have a second mom because my mom took another foot of sperm from a sperm bank. Until recently, I didn't even know my mom was a cockgirl, she was so good at hiding it. But a lot has changed lately. 
She twitched, arched, as if pulling away but only clinging closer to me. Her legs moved as if trying to escape from the strongest orgasm, but only sitting on my cock more and more.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

» Yorumu cevapla...

Eline diline kalemine saglık

Yazan:: YALÇIN OK () Tarih: 11-01-2010 08:59

Eline diline kalemine saglık

Yazan:: YALÇIN OK Tarih: 11-01-2010 08:59

sagolasın ismail abi bizi unutulmaya yüz tutmuş gelenek ve göreneklerimizi hatırlatıyorsun.Bizler müslamanların ırk,dil,din ayırmadan birbirlerini nasıl hoşgörü içerisinde sevdiklerini hatırlattın.Keşke şimdi ülkemizin insanlarıda böyle olsa herhalde ülkemiz cennet olurdu. saygılarımla  
DAVUTGİLİN YALÇIN OK

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

» Yorumu cevapla...

Yorum Sayısı: 2 / 2



Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Mathguard güvenlik sorusu:
Q           OCS      
H M    2      E   J78
RTK   Q77   LOY      
  M    2      D   3X7
  I         KIS      
   
   



mXcomment 1.0.9 © 2007-2022 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Advertisement