Dernek Hesabı

 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Anasayfa arrow İsmail Detseli Köşe yazısı arrow Son Haberler arrow İsmail Detseli Köşe Yazısı
İsmail Detseli Köşe Yazısı Yazdır E-posta
Geçmiş tarihlere ait köyümüz ramazanlarından örneklerin bulunduğu Şair ve yazarımız İsmail Detseli’nin köşe yazısı

Bugünden geçmişe Ramazan davulcuları

29 Temmuz 2013 Pazartesi 08:39

Asırlardır süregelen bir gelenektir Ramazan gecelerinde davul çalarak halkı uyandırmak. Başka İslam ülkelerinde de var mıdır bilmiyorum, ama bizim ülkemizin her ilinde, ilçesinde her kasaba ve köyünde mutlaka bu görevi üstlenen birisi vardır ve gelenek sürmektedir.

35 yıldır ikamet ettiğim Konya’da yaz kış her ne zamana denk gelirse mutlaka her mahalleye bir davulcu gelir, geceleri insanları uyandırmak için mahallede davul çalar. Konya’mızda bu işi yapanların hiçbirisi zannediyorum Konyalı değildir. Çünkü hangi davulcuya sorsam ya Malatyalıdır, ya Maraşlı ya Adanalı ya da Mersinlidir. Bunlar mahalleleri nasıl ayarlıyorlar onu da bilmiyorum. Belediye mi bunlara mahalle gösteriyor muhtarlıklar mı bilmiyorum, ama iyi bir örf âdeti canlı tutuyorlar.

Eskiden yani 1980’li yıllara kadar insanları uyandıracak telefonlar alarm çalan başka aletler yoktu. Hatta 1950-60’lı yıllarda her evde bir çalar saat bile yoktu da bizler evimizde bir çalar masa saatinin olması özlemini çekerdik. Şimdi ise sahura kaldıracak birçok dijital uyarı sistemi var ama olsun davul hem ramazan ayının bir neşesi hem sahur vaktinin bir vazgeçilmezi. Şimdiki davulcular da eskisi gibi öyle uzun uzun gezerek işlerini icra etmiyorlar. Onlarda çağa ayak uydurmuşlar gece davulcu gelmeden uyandığım için onların bu davul çalmalarını takip etmek için sokak başına yaklaştıkları zaman kapıya çıkıyorum ben çıkmadan geçip gidiyorlar iki veya üç kişiler sanırım hem davul hem de zurna çalıyorlar hem de bir araçla bu işi sürdürüyorlar meğer. Nereden nereye geldik demeden kendimi alamadım.

23 sene kadar köyde yaşamım var. Yaşım şimdi 68 oldu. 15 yaşıma kadar ilk küçüklüğümün geçtiği köyümden daha sonra gurbet hayatım başladı. 10 yıl sonra köyüme gelip evlendim ve 8 sene daha köy yaşamım oldu, ardından Konya’ya göç ettim.

1950’li yıllardaki köyde davul çalan amcaları ağabeyleri hatırladım. Zor işti bizim koca köyde davul işini icra etmek, çünkü yazı var kışı var soğuğu karı var. O yılların kışları böyle olmazdı kar en az diz boyu olurdu. Köyde elektrik yok hava hem karanlık hem soğuk davulun gürültüsüne alışık olamayan köpeklerin saldırmaları karda uçuruma yuvarlanmalar ve daha birçok tehlikesi vardı. Benim aklım erdiği yıllarda köyümüzde davul çalmak isteyen köy vakıf başkanına müracaat eder, ücreti konuşulur vakıf başkanı akşam iftar topunun barutunu temin edip davulcu görevliye verirdi. O yıllarda rahmetli İzzetin İsmail Özdemir amca yapardı bu işi. Sonra kış gecelerinde babasına yardım ederek bu işi öğrenmiş olan merhum oğlu Hüseyin Özdemir, merhum Ahmet Yuvalak amca, merhum Gökez Yusuf yapardı, sonraları Aşık Mevlidi Mevlit Aslan Abi çalardı davulu.

Bir kış gecesi idi. Dışarıda bir metreye yakın kar var. Ayrıca damlardan atılan karların yığılması da ayrı bir yük. Yol yok, iz yok hesabı. Bizim evimiz köyün en belirgin, mihenk taşı derler ya, öyle halkın ve mal melalin toplandığı bir yerde idi. Merhum İzzetin İsmail amca oğlu merhum Hüseyin abi ile ellerinde bir gemici feneri bulunduğu halde başları poşi ile sarılı şekilde yürüyordu. Pencerenin altından İsmail amca babam merhuma seslendi “Osman soba yanar mı ev müsait mi?” Babacığım “Müsayit Ismayıl ağa soba da yanar gelin” dedi. Geldiler babam “üşüdünüz mü ağa?” diye sorunca “Osman üşümeyi bırak, şu davul denen meret ıslandı ötmeyor gidi sesi çıkmaz oldu tokmağı yedikçe şap şap edip duruyor deri. Şunu biraz

kurutalım sobada” dedi. Ben hemen aradan sokuldum davula dokundum rahmetli ısmayıl emmi bana adaşım üşümüş davul azıcık gızınsın da (ısınsın) sana bir çaldırayım” dedi ve çaldırdı da.

O günleri, geceleri hep hatırlıyorum. Çocukluk yıllarımın güzel anıları idi. Köyün ortasındaki yüksekçe olan hüyüğe konan Ramazan topunun patlayacağı saatte orada olmayı çok isterdik. Köyün çocukları görevli o koca namlulu topa barutu koyar, ardından eski kâğıt ve bez parçaları ile kuru sıkı olarak iyice sıkılar meme yerine biraz daha barut koyar artık köy camisinin minaresine bakar oradaki müezzinden işareti aldı mı elinde yanmakta olan uzunca eğsiyi (yanmakta olan bir ağaç parçası) memenin ucundaki baruta değdirir, top da güm diye patlardı. Bizim köy yüksekte olunca civardaki bir çok köy duyar ve iftarı bizim top ile yaparlardı.

Eskiden her şehrin, kasabanın ve köyün davulcusu şehrin özel bir camisi veya şahısları için mani söylerdi. Konya’nın Aziziye Cami civarındaki mahallerde davul çalan davulcu;

Aziziye cami direk ister

Vaaz etmeye yürek ister

Benim karnım toktur amma

Çömezimin canı börek ister.

derdi. Sultan Selim civarında ki davulcu o cami için bir mani söylerdi. Köylerde de bu işi uzun süre devam ettiren davulcular, zaten her gün bir köyde yaşayıp iyi tanıdığı köylülerinden şakayı kaldıran birinin evine gizlice girer, mutfağından bir şeyler yer, ardından da evin halkını kaldırmak için yatak odalarının kapısına varıp güm güm vururdu;

Davulumun gür çıkar sesi

Torunun uyanmış dedesi

Mutfağınıza girmiş kalkın

Bu köyün davulcu faresi

Ev halkı bu sesle yataklarından fırlar, ama merhum şakacı davulcumuz Yusuf Gökez sokaklara çıkmış davulunu çalmaya başlamıştır bile. Artık bu şakacıların şakaları ertesi gün köyde yayılır, Ramazanın güzelliği olduğu için gülünüp geçilirdi.

O yıllardan bir anı ile yazıyı bitirelim. Davul çalan köylümüzün birisi ile vakıf başkanı olan amcamız merhum o yılki davul çalma ücretinin pazarlığını yapacaklardı, ben de yanlarındayım. Davulcu cahil para hesabını bilmiyor, vakıf başkanı soruyor “Arkadaş bu sene kaça lira istiyorsun davul çalmak topu atmak için?” “Valla ağa, her sene elli lira veriyorsunuz bu sene kırktan aşağı çalmayacağım, hem uykusuz kalıyorum hem de yoruluyorum” deyince başkan “Peki bu sene altmış lira vereyim” dedi. “Olmaz ağa kırktan aşağı” diye itiraz edince, ben “Gel gel ağabey, başkan sana her yıldan on lira daha fazla veriyor, senin aklın varmadı” deyince “yok biliyom da ben de şaka yapıyom” demez mi.

Zaten bu vakıftan alınan davulcu ücreti sembolikti. Köylülerimiz bu işin zorluğunu bildikleri için bayram günü davulu ile köyü dolaşan davulcuya bol miktarda bahşiş, sabun vb. birçok hediye verirdi. Bu köyümüzün bir hasleti idi. Hoşça ve sağlıcakla kalın… 

 
Sonraki >
Advertisement