Derneğimizin ilkini gerçekleştirdiği bayramlaşma töreninde buluştuk.
 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.

İstatistikler

Üyeler: 233
Haberler: 262
Web Linkleri: 7
Ziyaretçiler: 1297070224
Anasayfa
Bayramın gereğini yerine getirdik mi? Yazdır E-posta

İsmail Detseli’nin köşe yazısı

 

BAYRAM YAPMANIN GEREĞİNİ YERİNE GETİREBİLDİK Mİ?

Allah-ü Zü’l-Celal kendisine yapılan kulluktan sonra sevinçleri paylaşmak için bizlere birer bayram hediye etmiştir. Bunlardan farz olan orucu tutup kulluk ibadetimizi yerine getirdikten sonra yaptığımız bayram bir de vacip olan kurbanı rabbimiz için kesip etinden ihtiyaçlılara dağıtarak huzur bulduğumuz ibadetten sonra yaptığımız Kurban Bayramı.

Bu bayramları kutlamak için bir takım kulluk vazifelerimiz, insani görevlerimiz var. Bayramlarda bunları mutlaka yerine getirmeliyiz aksi takdirde yaptığımız bayram bayram değil bir tatil veya eğlence olur. Onun da belki dünyevi bir zevki vardır ama ne uhrevi faydasını görürüz ne de Allah katında sevilen bir kul olabiliriz.

Bir kere Arefe günden başlayarak ölmüşlerimizin kabirlerini ziyaret edip onları anacağız, hayır dualar göndereceğiz. Küsler dargınlar barışacak, birbirimizi Allah için seveceğiz, ana ve babalarımızın mutlaka yanlarında olmaya, onların ellerini öpmeye, hayır dualarını almaya özen göstereceğiz. Hısım akrabayı ziyaret edip onların da gönüllerini alacağız. Şayet doğup büyüdüğümüz yerlerden uzaklarda isek sıla-i rahim için mutlaka doğduğumuz köyümüze, kentimize, kasabamıza gideceğiz.

Bunları yapmakta çok hayır vardır. Şimdi bakıyorum anne, babaya bir telefon ediyor evlat selam kelamdan sonra bir de emrivaki yapıp kendinize iyi bakın diyor. Ver elini sahil kentleri deniz ve göl sefası… Bunlar, ne insanlığa ne İslamiyet’e yakışan şeyler adetler hasletlerdir…

Sevgili peygamberimiz hadisi şeriflerinde “Nefsim yedi kat kudretinde olan Allaha yemin olsun ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. (Müslim Ebu Davut Tirmizi) Mümin Mümin’in aynasıdır, Mümin Mümin’in kardeşidir. (Ebu Davut) buyurur.

Müslümanların vazifesi, kalplerindeki iman ışığıyla madde ve manada birliğe, kardeşliğe erebilmek için her türlü perişanlıktan, çekişmeden, ayrılıktan kurtulmaya çalışmak olmalıdır. Zaten bayram yapmanın değeri de buradadır. Zannederim İslam ülkelerindeki kargaşa ve fitne de kardeşlikten uzak kalmanın bir tezahürüdür. Onun için ülkemizin de  Ortadoğu coğrafyasında önemli bir konuma sahip olması hasebiyle iç ve dış mihraklara karşı daha uyanık daha birbirimize kenetlenmiş olmalıyız ki oynanan oyunları bozalım. İşte bunun için bu bayramların önemi çok büyüktür.

Bayram kinimizi, hırsımızı yok etmeli, bize vesvese veren şeytanı yakıp kül etmeli bizi birliğe kardeşliğe erdirmelidir. Bayram, dargınlarımızı bir daha darılmamacasına barıştırmalı, kırgınlık ve kızgınları silip atmalıdır. Bayram yalan, iftira, çekiştirme, itham, şüphe, küfür, düşmanlık ve sahtekarlık duygularını atmalı, bizleri karşılıklı sevgi şefkat ve yardımlaşma ile kenetlenmemizi sağlamalıdır.

***

Bayram bardağını götürmesin

 

Eskiden köylerde her evde çeşme yoktu insanlar abdest almak için mutlaka leğen ve ibrikten faydalanırdı. Ramazan girince iştahla ibadete sarılıp da Ramazan bitince ibadete biraz ara veren gençleri atalar “Hadi bakalım iştahınız ne çabuk kaçtı bayram bardağını götürmesin namaza yan bakmayın” diye usulca tazir ederlerdi.

Hasılı, Ramazan bitti diye ibadet ve tatlarımızı bitirmeyelim. Zekat ve fitrelerimizi mutlaka verelim. Çocukları büyükleri ve yoksulları sevindirelim. Dargınları mutlaka barıştıralım, eşimizi dostumuzu hısım akrabalarımızı büyüklerimizi ziyaret edelim. Huzurevlerini yetimhaneleri, varsa köyümüzde mahallemizde yatalak hastaları mutlaka ziyaret edelim, onların gönüllerini alalım.

Ne yazık ki son günlerde şehrimizde köylerimizde edindiğim kötü intiba şu ki, fakir zenginin varlığını çekemeyip çeşitli dalaverelere başvurup şaşkınlığa düşüyor zengine buğz ediyor. Zengin fakirin ukalalığından haddini bilmezliğinden dert yanıyor. Oysa eskinen böyle değildi. Zengin zenginliğini fakirde fakirliğini bilir, insanlar Allah’ın verdiğine kanaat ederdi. Kanaat ortadan kalkınca zenginde her şey bendede olsun hırsı bizleri birbirimizden soğutuyor. İnsan bulunduğu duruma şükretmeli, zenginleri kıskanmak yerine onlara gıpta etmeli ve o seviyelere ulaşmak için dürüstçe çalışmalıdır. Allah çalışanları sever. 

Konyamıza has çok güzel bir haslet var ki o da kabir ziyaretleridir. Arefe günü ikindi namazı sonrası başlar, kabirler insanlarla dolup taşmaya bayram sabahı da devam eder. Eski köyümdeki kabir ziyaretlerini çok özlüyorum. Arefe günü ikindi namazına köyün bütün insanları mutlaka gelirler. İkindi namazı sonrası bir büyük cami ve beş mescidin imamı cemaatler toplanır kabristana gidilir. Hocalar Kuran-ı Kerim tilavet eder ardından dualar yapılır, cemaat topluca amin der sonra kabristana dağılan bütün insanlar, yakınlarının mezarları başında kendilerince dua ederlerdi. İşte birliğin beraberliğin göstergesi buydu. Bundan 50 yıldan daha fazla bir zaman çalışmak için gidip gezdiğim büyükşehirlerde bu gibi anma merasimlerine rastlamadım. Ancak mezarlıklarda Kuran-ı Kerim’den ayetlerin bulunduğu bir cüz ile yalan yanlış Kuran tilavet ederek para kazanma uğruna dini istismar edenlerin dolandığını iyi hatırlıyorum ve üzülüyorum. Allah iyi hasletlerimizi daim ettirenlerden kılsın bizi. Sağlıcakla kalın…

 

 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement